Din eğitimi için fırsat

Din eğitimi talebi göz ardı edilemeyecekse, bunu imam-hatipler yerine ilköğretimin son üç yılıyla lisede, yine okulda yapmamızın ne sakıncası olabilir?

Prof. Dr. Ergun Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı taslağı ilk okuduğumda, zorunlu 'din ve ahlak kültürü' derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıyla ilgili alternatif fıkrayı gördüğümde gülümsediğimi hatırlıyorum.
Kolayca unutuveriyoruz ama halen 550 kişilik parlamentomuzdaki 400'den fazla milletvekili, yani Adalet ve Kalkınma Partililer ile Milliyetçi Hareket Partililer, Türkiye'nin sağ siyaset coğrafyasından gelen isimler.
Böyle bir parlamentoda, okullarımızda okutulmasının zorunlu olduğu konusunda tartışma bile bulunmayan mesela matematik dersinin anayasada neden adıyla anılmadığını ama buna karşılık din kültürü ve ahlak bilgisi eğitimine anayasada özel bir yer ayrıldığını sorgulayıp yadırgayacak çok az insan bulunur.
Eh, böyle bir parlamentodan, bırakın din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını, mevcut durumun sürmesini sağlamak bile bir 'zafer' kabul edilmeli bence.
Oysa anayasa değişikliği bize uzun yıllardır kanayan bir yaramızı, siyaseti ortasından bölen önemli bir fay kırığını tamir etme şansı veriyor.
* * *
Eğer modern devlet, vatandaşlarının taleplerine duyarlık gösteren devletse, Türkiye'de varlığını inkâr edemeyeceğimiz bir talep var: Öğrencilerin dinlerini ve dinlerinin uygulamasını okullarda öğrenmesi talebi.
İmam-hatip liselerinin sayısının bu kadar çok olmasının ve normal okullara akmayan yardım parasının buralara akmaya hazır olmasının, imam-hatipten mezun olanların ise geleceklerini imamlık veya hatiplikte değil de ezici bir çoğunlukla diğer mesleklerde aramalarının başka bir izahı olamaz.
İmam-hatip meselesi, zaman zaman ateşli kavgalarla gündeme gelen çok ama çok önemli bir meselesi Türkiye'nin. Bu siyasi kavganın odağına oturttuğumuz insanlar ise, esasında anne-babaları tarafından dinlerini öğrensinler diye o okula yazdırılmış lise öğrencileri.
Madem yeni bir anayasa yazıp baştan sona her şeyi değiştiriyoruz, hazır elimiz değmişken imam-hatip meselesini de kökünden çözebiliriz aslında.
Eğer göz ardı edilemeyecek olan ve esasen edilmemesi de gereken talep din eğitimi ise, bunu imam hatip liseleri gibi ne kuş ne de deve olabilen yerlerde yapmak yerine ilköğretimin son üç yılında ve lise çağında, camide ya da tarikat evlerinde değil de okulda yapmamızın ne gibi bir sakıncası olabilir?
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı bir işbirliği protokolü imzalayıp, velilerden gelecek talep doğrultusunda, çeşitli merkezlerdeki okul binalarında ama okul saatleri dışındaki saatlerde bir din eğitimi sertifika programı uygulayabilirler.
Eğer bunu yapabilirsek, o zaman imam- hatip liselerine olan talep ortadan kalkacak, yok katsayıydı, yok şuydu, yok buydu kavgaları bir anda sona erecektir.
Bu öneriye, 'Bütün lise ve ilköğretim okulları imam-hatipleşecek' diyerek karşı çıkanlar olacaktır. Bu itirazları yapacak olanların, çocukların din eğitimini nasıl alacağı sorusuna cevap vermeleri gerekir. Mevcut cevap, 'Ne gerek var böyle bir eğitime, evde anne-babasından öğrensin' cümlesiyle derin bir sessizlik arasında gidip geliyor. Bu cevap tatmin edici olsaydı, ortada böyle bir talep olmazdı zaten.
Burada önemli olan hassas nokta, din eğitimi sertifika programlarının normal okul saatlerinin dışında, okul binalarının müsait olduğu yer ve zamanlarda, yani ne ilköğretim ne de lisede müfredatta herhangi bir değişikliğe gidilmeden verilmesi.
Eğer bu yapılırsa, halen zorunlu olan 'din kültürü ve ahlak dersi' zorunlu olmaktan çıkarılabilir veya bu derse anayasada yapılan atıftan vazgeçilip ders sahiden isminin belirttiği alanda bir genel kültür dersi olarak verilebilir.