Din ve vicdan özgürlüğü çıkmazı

Türkiye, dini cemaatlerin kendi kendilerini yönetmesine izin verecek mi vermeyecek mi?

Hükümet, Avrupa Birliği'nden gelen ciddi bir baskıyla karşı karşıya. Baskının haksız ve yersiz olduğunu söylemek de kolay değil. Baskı, Kopenhag Kriterleri'nin henüz yeterince yerine getirilememiş olmasından kaynaklanıyor ve bu kez sorun demokratikleşme veya ifade özgürlüğü gibi 'sol' konularda değil de, 'din ve vicdan özgürlüğü' gibi geleneksel olarak 'sağ'ın alanına giren bir konuda.
Mesele kabaca şu: Türkiye, dini cemaatlerin kendi kendilerini yönetmesine ve kendi dinlerini veya felsefi inançlarını serbestçe uygulayıp, ibadetlerini yapabilmesine izin verecek mi vermeyecek mi?
Baştan söyleyeyim, izin vermeyi isteseniz bile bu kolay değil, çünkü tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili devrim kanunu buna engel.
Son günlerde çokça konuşulan 'Alevi açılımı'nı da bu bağlamda görmek lazım. Alevilerin bu ülkede gördüğü muamele ile diyelim emekliliğinin son dönemini güneşli bir ülkede geçirmek için Alanya'ya göç etmiş Almanların, Hollandalıların vs. durumu arasında temelde bir fark yok.
Görünüşte bireylerin dinlerinin gereğini yerine getirmelerine bir engel yok. Ama cemaat olduklarında iş değişiyor.
Bir AB ülkesinin büyükelçisi sohbet sırasında yakınmıştı. Kendi vatandaşları Alanya'da kilise açmak istiyor, belediye de onlara yer gösteriyordu kilise için ama kiliseyi bir türlü açamıyorlardı. Sorunu aşmak için büyükelçi de devreye girince, onlara 'kültür merkezi' açmaları önerilmişti. Yani, ilgili cemaat bir dernek kuracak, dernek de parasıyla arsa alıp üstüne kilise kuracak ama kapısına 'Kültür Merkezi' yazacaktı. Bu arada kilisenin din görevlilerinin maaşını da dernek ödeyecekti.
Biz Türkler böyle dolambaçlı yollara alışkınız, hatta bunları belki tercih bile ederiz ama Avrupalılar kendilerine 'resmi muvazaa' önerilmesini anlayamamışlardı ve bunu yapmak istemiyorlardı. Kiliselerini kilise olarak kurmak, din görevlisine maaşı da cemaat tarafından ödemek istiyorlardı.
Çünkü biz dini, o da İslam'ın Sünni versiyonunu, merkezi bir otorite tarafından denetleyen bir ülkeyiz. Bizde Diyanet İşleri Başkanlığı özerk bile değil, doğrudan Başbakanlığa bağlı, fazlasıyla merkezi bir otorite.
Diğer dinler ve inanış biçimleri hiç düşünülmediği için, Diyanet'e bağlı olmayan bir ibadethaneyi hayal bile edemiyoruz. Zaten öyle bir ibadethane açmak türlü çeşitli yasalara aykırı.
Alevi inancına sahip yurttaşlarımızın yıllardır Diyanet'ten şikâyetlerinin temelinde bu olgu yatıyor. Diyanet'in Sünni olmayan din görevlisi sayısı yok denecek kadar az. Hıristiyan din görevlisi ise yok.
Şimdi, yapılacağı söylenen 'Alevi açılımı' da geliyor, buraya dayanıyor. Ya Diyanet Alevi dedeler de istihdam edecek. O zaman Alevi toplumu bunu ne kadar benimseyecek belli değil. Ya da cemevlerini Diyanet'in görev alanının dışına çıkarabilen bir düzenleme yapılacak, böylece Türkiye'ye yerleşen Hristiyanların sorunları da çözülebilecek.
Ama bence ikinci ihtimali hukuken gerçekleştirmek deveye hendek atlatmaktan daha zor; çünkü bir devrim yasası bu yolu kapatıyor. Devrim kanununu kaldırmak imkânsız ya, hadi diyelim bu kanuna aykırı bir kanun yaptınız, Anayasa Mahkemesi de bir şey demedi, bu kez Sünni cemaatler de aynı kanundan yararlanacak ve Diyanet dışı camiler belirmeye başlayacak, 'İrtica patladı' haberleri art arda gelecek.
Yani yukarı tükürseniz bıyık, aşağı tükürseniz sakal...
'Diyanet'i özerk yapıp bütün dinlere ve inanışlara aynı anda hizmet vermesini sağlayacağız' deseniz size inanırlar mı, inansalar bile 'Biz kendi cemaatimizle kendi din hizmetimizi kendimiz vereceğiz' demekten vazgeçerler mi? Neden geçsinler?
Görüyorsunuz, bizim her işimiz böyle.
Dünya standartlarıyla 'Cumhuriyet'in özel şartları'nı uzlaştırmak kolay değil.