Doğru söz: Biz birbirimizi yeriz

Bir grup partiliyle lokantaya gider Erdal İnönü. Garson, "Ne alırdınız" diye sorar, yanıt: Teşekkür ederim, biz bir şey almayalım, birbirimizi yiyeceğiz!

Erdal İnönü ölünce hatırladık onun mizah anlayışını. Dün neredeyse bütün gazetelerde Erdal İnönü'nün kimi esprilerinden örnekler vardı ama içlerinden bir tanesi beni bitirdi.
Bir grup partiliyle birlikte bir lokantaya gider Erdal İnönü. Garson gelir, 'Ne alırdınız efendim' diye sorar, o da, 'Teşekkür ederim, biz bir şey almayalım, birbirimizi yiyeceğiz' cevabını verir.
Bu cevaptaki hakikat payının ne kadar yüksek olduğunu, özellikle 1989-93 arasında Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yi yakından izleyen herkes çok iyi biliyor.
Ama sadece SHP'de mi insanlar birbirini yiyor? Belki en çok ve en alenen Türk siyasetinin sol cenahında yapılıyor bu işler ama belki meseleyi genellemekten bu kez kaçınmamak lazım. Biz Türklerin milli hasletlerinin başında birbirimizi yemek geliyor.
Birkaç gündür her önüme gelene aynı soruyu soruyorum: Cumhuriyet döneminde karşımıza çıkan büyük sorunlardan herhangi birini çözdüğümüzü hatırlayanınız var mı? (Bir tek Hatay sorununu ayrı tutuyorum.)
Cumhuriyet'e haksızlık etmeyelim, Osmanlı'da da bu böyleydi ama biz yine de görece yakın tarihimizi konuşalım istiyorum.
Mesela eğitim sorunumuzu çözdük mü? Mesela enflasyonu çözdük mü? Mesela Kıbrıs sorununu çözdük mü? Mesela Kürt sorununu çözdük mü? Mesela trafik sorununu çözdük mü? Mesela siyasi ahlak sorununu çözdük mü? Mesela yolsuzlukları çözdük mü?
Hayır, bunların hiçbirini çözmedik. Esas olarak bizim milli karakterimiz çözüm bulmaktan çok sorunları sündürmeye ve bu yolla da içinden çıkılmaz hale getirmeye daha müsait galiba.
Bakın, Turgut Özal, PKK terörü ortaya çıktığında bu terörü, 'Üç-beş çapulcu bunlar' diyerek küçümsediği için çok eleştirilir. Haklıdır da bu eleştiri. Sorunlar çıktığı anda, hatta mümkünse çıkmadan çözülebilmelidir, süre uzadıkça iş karmaşıklaşır.
Ama Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun, bugün PKK ile ilgili konuştuğumuz şeylerin Turgut Özal'ın 'Üç-beş çapulcu' lafından ne farkı var? Bugün de dağdaki üç-beş çapulcuyu bir askeri harekâtla yok edebileceğimizi sanmıyor ve sadece bunu konuşmuyor muyuz?
Sorun çözmek, çözüm odaklı olmak gerçekten başka bir kültür ve biz henüz o kültürü benimsemiş değiliz.
Bakın Amerika 1970'lerin başında Watergate ile birlikte siyasi tarihinin en büyük ahlaki sorunlarından birini yaşamaya başladı. Ama yıl 1974 olduğunda, Watergate'de çok az tartışılmış olmasına rağmen siyasi ahlak ve yolsuzluklar sorunu Amerikan Kongresi'nin çıkardığı bir dizi yasayla çözüme kavuşturuldu. O yıldan sonra bu alanda sürekli iyileştirmeler yapıldı, bugün bile yapılıyor.
Bir de bize bakın. Yıllardır Amerika örneğindeki gibi bir siyasi ahlak yasasını çıkarmayı konuşuyoruz ama daha yasayı Meclis Komisyonu'na sevk etmeyi bile başaramadık.
Bu yasayla en çok uğraşan insan olan zamanın Meclis Başkanı Mustafa Kalemli de, Meclis inşaatında yolsuzlukla suçlandı. Anlayın yani halimizi.
Daha adında bile anlaşamıyoruz; kimimiz 'Kürt sorunu' diyor, kimimiz 'Kürtçülük', kimimiz 'Terör', kimimiz 'Güneydoğu' kimimiz 'Kürt milliyetçiliği' sorunu. Sorunun adında anlaşmanın simgesel önemi var esasen ama bunda bile anlaşamayınca sorunu çözmeye kalkışamıyoruz bile.
Ülkenin çözüm odaklı olmayı kendince beceren tek kurumu olan silahlı kuvvetlere meseleyi havale etmişiz ve kurtulduğumuzu sanmışız. Ama siz arkanızı döndünüz veya başınızı kuma gömdünüz diye sorunlar ortadan kaybolmuyorlar. İşte bakın Kürt sorunu karşımızda devasa boyutlarıyla duruyor ve biz hâlâ sadece askeri çözümün çözüm olduğunu sanıyor, kendimiz dışında herkesi suçluyoruz.
Erdal İnönü doğru söylemiş:
Biz birbirimizi yeriz.