DTP sorunun mu parçası, çözümün mü?

Kandil çizgisi, DTP'nin çizgisi oldu. Silahlı veya silahsız Kürt milliyetçileri, 22 Temmuz seçim yenilgisinden bu dersi çıkardı: Sertleşme, uzlaşmazlık.

Yeni Şafak'ta Ali Bayramoğlu dikkat çekti, bakın Demokratik Toplum Partisi'nin yeni genel başkanı Nurettin Demirtaş, eylül sonunda Diyarbakır'da yapılan gayrıresmi DTP toplantısında ne demiş:
"AB'nin ve şu andaki AKP hükümetinin çözüm önerilerine DTP olarak katılmıyoruz. AB'nin yaklaşımı bireysel hak ve özgürlükler temelindedir. Kürt halkını, Kürt halkı olarak, halk olarak kabul etmeyen, kolektif haklarını tanımayan, aidiyet duygusunu ortadan kaldıran ve sadece bireyselleştiren bir önerisi vardır AB'nin... Kültürel haklar, Kürt sorununu çözme konusunda son derece yetersizdir. Siyasal bir sorunları var aynı zamanda Kürtlerin. Devlet yönetimine ortak olmak istiyorlar. Hem merkezi devlet yönetimine, hem de geliştirilecek yerel yönetim modelleriyle kendi kendini yönetmek istiyor Kürtler..."
Bu sözler tek başına da bir şeyler ifade ediyor elbette ama birkaç yıl önce PKK içinde yaşanan bir bölünmeyi hatırlayınca sözlerin anlamı sanki daha bir yerli yerine oturuyor.
Hatırlayalım, başını Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan'ın çektiği bir grupla PKK'nın geri kalan 'liderliği' arasında kabaca 'Amerika-Avrupa Birliği düzleminde' diyebileceğimiz bir bölünme yaşandı.
Osman Öcalan ve arkadaşları, 'uğruna dağa çıktıkları' Kürt sorununun çözümünde, AB ve onun mecbur bıraktığı demokratik reformların ciddi bir ilerleme zemini hazırladığını, o sıralar zaten durmuş olan 'silahlı mücadele'nin zamanla tamamen bile bırakılabileceğini, siyasi zeminin açılmakta olduğunu söylüyordu. PKK'nın geri kalan dağ kadrosunun buna cevabı çok sert oldu. Pek çok kişi öldürüldü, Osman Öcalan canını zor kurtardı, Celal Talabani'nin yanına sığındı. Kısa süre sonra PKK yeniden eylem yapmaya da başladı, hâlâ da saldırıları sürüyor.
O zaman bugün DTP tarafından temsil edilen Türkiye'deki Kürt milliyetçisi siyasi hareket içinde de bu bölünme bir dalgalanma yaratmış, bazı cinayetler işlenmişti. Silahlı mücadeleyi bırakmak gerektiğini düşünenler bu yolla susturuldu, korkutuldu.
Ama herhalde şunu söyleyebiliriz artık: PKK'daki dönüşüm, DTP'nin son kongresiyle birlikte DTP'de de tamamen gerçekleşti. Silahı reddeden, mücadeleyi siyasi zeminde vermek isteyen Kürt siyasetçiler partiden büyük ölçüde tasfiye oldular. Nurettin Demirtaş'ın AB karşıtı veya AB'yi yetersiz bulan sözlerini bu şekilde okumak bana doğru okuma yapmakmış gibi geliyor.
Peki PKK'dan artık dışlanan ve öldürülen AB yanlılarının argümanlarını yazdım, acaba Amerika çizgisinde siyaset ve silahlı mücadele yürütenlerin argümanları neydi?
Çok açık ve yüksek sesle söylenmedi belki ama PKK, Amerika'nın bölgeye müdahalesinden ve bağımsız Kürt devletinin kuruluyor olmasından ciddi biçimde umutlandı, yeniden Türkiye'yi bölme, Türkiye'den toprak koparma amacına geri döndü. Yani bir anlamda Abdullah Öcalan çizgisinden çıktı, henüz çok açık belirtileri yok belki ama tahmin ediyorum Öcalan da PKK'nın bu yeni çizgisine yanaşmak zorunda kaldı veya kalacak.
Buradan şunu anlıyoruz: Öcalan'ın 1999'da hapse girdikten sonra, özellikle de yargılanırken geliştirdiği 'Demokratik Konfederasyon' önerisi, kendisi bunları söylerken samimi olsa bile Kuzey Irak'ta kalan örgütü açısından kabul edilmiş, içselleştirilmiş bir öneri değildi.
Şimdi görüyoruz ki, Kandil çizgisi, Türkiye'deki DTP'nin de çizgisi oldu. Yani silahlı veya silahsız Kürt milliyetçileri, 22 Temmuz seçim yenilgisinden kendilerine bu dersi çıkardılar: Sertleşme, uzlaşmazlık.
O bakımdan, meseleye daha geniş bir perspektiften, Kürt sorunu açısından baktığımızda, DTP çözümün değil sorunun bir parçası olma noktasında.
Ama DTP ile ama DTP'siz, bu sorun artık çözülecek.