Düşünce özgürlüğü askere de lazım

Daha önce birkaç kez bu çeşit senaryolu toplantılarda bulunmuş biri olarak söze gireyim: Amerika'nın başkenti Washington'da...

Daha önce birkaç kez bu çeşit senaryolu toplantılarda bulunmuş biri olarak söze gireyim: Amerika'nın başkenti Washington'da, yönetimdeki yeni muhafazakâr çevrelere yakınlığuyla bilinen Hudson Institute adlı düşünce üretme kuruluşunda yapılan ve Türk tarafından da en azından Washington'daki askeri ataşemiz tuğgeneralin de katıldığı anlaşılan toplantının bence yadırganacak hiçbir tarafı yok.
Bu çeşit toplantılarda genellikle izlenen yol şudur: Toplantıyı düzenleyen kuruluş kendince hayali veya gerçeklere çok yakın bir senaryo düzenler, bu senaryonun sonunda da, esas tartışılacak konuya girilir. Bu senaryo bazen katılımcılara hazırlanmaları için önceden gönderilir, bazen de toplantının başında katılımcılara anlatılır.
Hudson'daki toplantının senaryosu, PKK'nın İstanbul'da bir bombalı eylemle 50 kişiyi öldürmesi, bu arada Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın bir suikaste kurban gitmesiyle başlıyor ve Türkiye'nin bunların üzerine Kuzey Irak'a 50 bin kişilik bir orduyla girip girmeyeceği sorusuyla sona eriyor. Bu senaryonun ardından esas tartışma konusuna geçiliyor: Türk ordusu Kuzey Irak'a girer mi, girerse ne olur, Amerika ve Irak ile Kürtler ne tepki verir?
Bu bir fikir cimnastiği yöntemi. Kurgusu gereği aykırı veya kulağa hoş gelmeyen uç örneklerin tartışılması doğal; çünkü toplantıyı düzenleyenler geleceği tahmine çalışıyorlar, olası davranışları önceden bilmek amacıyla yapıyorlar bu egzersizi.
Peki böyle bir toplantıya Genelkurmay'ı temsilen askerlerin veya davet edilselerdi Türkiye'yi temsilen diplomatların katılması normal ve doğal mı? Bence son derece normal. Toplantıya katılmanın olası tek sakıncası, katılımcıların devleti ve silahlı kuvvetleri temsil ettikleri bilinciyle hareket edip kendilerini çok kasmaları veya tam tersine fazla rahat hareket edip söylememeleri gereken şeyleri söylemeleri riski.
Ama bizde kopan fırtınaya bakın.
Böyle ihtimallerin konuşulmasının vatana ihanet olduğunu ileri sürenler bile oldu.
Oysa bu ihtimalleri konuşmazsanız, o ihtimaller başınıza geldiğinde nasıl hazırlıklı olabilirsiniz?
Diyeceksiniz ki bunu konuşmanın yeri Amerika mı? Peki böyle şeylerin Ankara'da konuşulmadığını, böyle fikir egzersizleri yapılmadığını nereden biliyorsunuz?
Kaldı ki Amerika'da konuşmanın ne sakıncası var, elinizdeki bütün kartları açık açık göstermediğiniz sürece.
Böyle ya da farklı bir senaryonun konuşulduğu bir toplantıya üniformalı askerlerin katılmasını vatana ihanetle bir tutanlara hatırlatılması gereken bir şey var: Düşünce özgürlüğü, sadece politikacılara, sanatçılara, gazetecilere değil askerler dahil herkese gereken bir şey.
Özgür düşüncenin olduğu, düşüncenin özgürce tartışıldığı ortamlarda, kurumlarda, ülkelerde ilerleme olur. Bir veya birkaç kişinin her şeyi bildiği ve başkalarının o konularda fikir beyan etmesini engellediği ortamlarda, kurumlarda, ülkelerde diktatörlük olur.
Ve unutmayın, düşünce özgürlüğünün tek sınırı şiddet çağrısı, nefret çağrısı ve şiddet övgüsüdür, onun dışında her şey serbest olabilmelidir.
Burada en temel eleştiri noktası, daha düne kadar özgür düşünceye ilişkin kaygılar açıklamış, düşünce özgürlüğüne engeller önermiş olan bir kurumun, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başkalarına çok gördüğü bir yöntemi kendisinin kullanmaktan çekinmemesi olabilir.
Ama ne diyorum, belki bu tartışmalar sayesinde askerlerimiz de düşünce özgürlüğünün değerini bir kez daha düşünme fırsatı bulurlar.