Enerjiyi pozitife akıtmak

Çince, biliyorsunuz harflerle değil kelimeleri temsil eden ve adına ideogram denen şekillerle yazılan bir dil. Ve bu dilde, 'fırsat' kelimesi ile 'tehdit' veya 'risk' kelimesi aynı ideogramla, yani şekille yazılıyor.

Çince, biliyorsunuz harflerle değil kelimeleri temsil eden ve adına ideogram denen şekillerle yazılan bir dil. Ve bu dilde, 'fırsat' kelimesi ile 'tehdit' veya 'risk' kelimesi aynı ideogramla, yani şekille yazılıyor.
Aslına bakacak olursanız, 'fırsat' ile 'risk' veya 'tehdit' birbirlerinden o kadar da uzak kavramlar değiller. Bazen elinizde bir 'fırsat' vardır ama bu fırsatı değerlendiremezsiniz ve o konu 'risk' ya da 'tehdit'e dönüşür. Veya tam tersi, ortada bir tehdit vardır, siz onu fırsata çevirirsiniz.
Türkiye'nin demografisi de bu ülkeye, hangi yönden baktığınıza bağlı olarak 'fırsat' veya 'tehdit' yaratıyor.
Evet, genç, eğitimsiz, işsiz ve umutsuz gençlikten, ülke nüfusunun çoğunluğundan söz ediyorum.
Bu gençlik enerjisini türlü çeşitli şekillerde kullanmak mümkün. Onların, negatif milliyetçilik dozu yüksek lumpenliğe savrulmasına ve böylece yasal veya yasadışı çeşitli ideolojik örgütlerin kapsama alanından çıkamamasına seyirci kalmak da mümkün, onlara umut verip pozitif bir geleceğin mümkün olduğunu söylemek ve bunu gerçekleştirmek de mümkün.
Seçim Türkiye'nin ve büyük ölçüde de siyasi iktidarın elinde.
Bakın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, esas geçerli olması
gereken milliyetçiliğin çalışmak, insanların refah seviyesini artırmak, ülkeyi dün bulunduğu yerden bugün daha iyi bir noktaya getirmek olduğunu söylemeye başladı.
Bir süreden beri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun Anadolu'nun dört bir yanında, "Dünyanın en büyük 500 şirketi arasında kaç Türk şirketi var, 100 büyük arasında kaç Türk şirketi var?" sorularıyla insanları esas övünülecek şeyin bu gibi alanlardaki uluslararası başarılar olduğuna ikna etmeye çalıştığını biliyoruz.
Önemli olan, tepeden aşağıya doğru dalga dalga yayılması gereken bu bence.
Kabul etmemiz gerek ki, bu söylemi yaymaya başlamakta hükümet çok geç kaldı. Ama geç kalması hiç olmamasından iyidir kuşkusuz.
Daha iyi bir Türkiye peşinde olanların bunu yüksek sesle de söylemesi, gelen eleştirilere de anında doyurucu cevaplar vermesi gerekir.
Ancak o zaman, Türkiye nüfus yapısının kendisine sunduğu imkânı
bir 'tehdit' olmaktan çıkarıp 'fırsat'a dönüştürebilir.
Ama bu 'fırsat' sadece lafla da olmaz. Yanlış anlaşılmasın, lafın öneminin olmadığını söylemiyorum ama lafın yanına icraat da eklemek, sadece işsizliği değil eğitimsizliği ve mesleksizliği de çözmek için hızla harekete geçmek gerekiyor.
Bakın, Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olmakla suçlanan
Yasin Hayal ile katil zanlısı Ogün Samast aslında tipik örnekler. Her ikisi de düzenli bir işte çalışmamışlar, eğitim görmemişler. İçlerindeki enerjinin nereye aktığı belli.
Yasin Hayal ve Ogün Samast'ın çok uç örnekler olduğu söylenebilir, ben de katılırım buna. Ama herkesin eline silah alıp birini öldürmesi gerekmiyor illa. Mutsuz, gelecek umudu olmayan ve meşgalesiz geniş kitlelerin varlığı sır değil. Onların ezici çoğunluğunun suça karışmıyor olması Türkiye için bir 'armağan' sayılmalı.
Pozitif milliyetçiliği temellendirmek, başka pek çok şey gibi Atatürk'ün bizzat yaptığı işlerdendi. 'Türk, övün, çalış, güven' onun sözüdür ve
benim zamanımda çoğu Atatürk heykelinin altında bu yazardı.
Kendine güvenmek, çalışmak ve sonra da sonuçlarıyla övünmek bugünlerde pek az yaptığımız bir şey.
Ama maalesef, dün Türker Alkan'ın köşesinde Bedri Rahmi'den aktardığı dizelerdeki 'Ey benim dev memesinde cüceler besleyen garip memleketim' sözleri geçerliliğini koruyor.
Bu toplum, kendisine güven verilmeyi, içindeki enerjiyi olumlu bir yöne döndürmeyi bekliyor.
Ama maalesef gündelik siyasi çatışmaların etkisine giren Çankaya Köşkü ve Türk Silahlı Kuvvetleri dahil devlet mekanizması ile siyaset kurumu tam tersine güvensizlik aşılıyor.