Erdal İnönü için...

Hani uzaktan baktığınızda bile iyi insan olduğunu anladığınız insanlar vardır, işte Erdal İnönü öyle biriydi. Kelimenin dolu dolu anlamıyla iyi insan.

Hani uzaktan baktığınızda bile iyi insan olduğunu anladığınız insanlar vardır, işte Erdal İnönü öyle biriydi. Kelimenin dolu dolu anlamıyla iyi insan.
Keşke o beni gazeteci ben de onu politikacı olarak tanımasaydım. Keşke onun öğrencisi olsaydım, asistanı olsaydım.
En son iki yıl önce İstanbul'da bizim mahallemizin meşhur köftecisinde tek başına sıra beklerken görmüştüm Erdal beyi.
Düşünsenize, 'Milli Şef'in ve bu ülkenin kurucularından birinin oğlu. Yetmemiş, teorik fizikçi olmuş. Yetmemiş, üniversite rektörlüğü yapmış. Yetmemiş parti kurucusu olmuş, genel başkanlık yapmış, milletvekilliği yapmış, Başbakan Yardımcılığı yapmış, Dışişleri Bakanlığı yapmış.
Ve şimdi, kendi kullandığı mütevazı otomobiliyle tek başına geldiği köftecide kuyrukta bekliyor, sıra ona gelsin, paketini alsın, parasını ödesin diye...
O zaman düşünmüştüm, bütün bu sıfatlar, İsmet Paşa'nın oğlu olmak, profesör olmak, genel başkan olmak, bakan olmak onun için aslında ikincil önemdeydi. Diyorum ya o önce insandı, iyi bir insandı.
Bizim politika sahnemizde pek görmeye alışık olmadığımız bir mizah anlayışına sahipti. Onunla ilk kez seçim gezisine giden bir arkadaşımız, SHP'nin otobüsünde bize, 'Yahu bu adam çocuk gibi, sanki her şeyi yeni öğreniyor' dediğinde birkaç kişi çok kızmıştık. Ama şimdi düşünüyorum, Erdal beyi Türk siyasetinde özel yapan, farklı yapan şey, onu arkadaşımızın çocuk sanmasına neden olan şeydi aynı zamanda: Öğrenme açlığı, önyargısız olmak, herkesi dinlemek...
Erdal bey politikayı bıraktığında, başından beri ona zaten burun kıvırmış olanlar, 'Gördünüz mü işte' dediler, 'Mücadeleyi bıraktı.' Ne kadar yanılıyorlardı. Bırakmasını, ikbali ve koltuğu elinin tersiyle itmesini bilen bir insandan daha değerli ne olabilir? Evet bıkmıştı belki, insanların bir küçük koltuk için girmeye tenezzül ettikleri kavgalardan, 'Önce ben, sonra partim' diyen insanlardan, SHP içindeki anlamsız iç çekişmelerden bıkmıştı. Bırakırken hepsine bir ders verdi aslında ama o dersi bile anlayan çok az oldu.
Seçim otobüsünde, uçakta veya herhangi bir yerde, eğer boş kalmışsa, teorik fizik, yani kimi matematiksel problemler üzerinde çalışırdı. Kimi çözülememiş problemleri kendine hobi edinmişti sanırım, boş kaldıkça onları eline alıyordu.
Bu onun için hem esas aşkı olan bilimden uzak kalmama çabası hem de bir çeşit kaçıştı; siyaset dünyasının ucuzluklarından, gayrı insaniliklerinden, küçük hesapçılıktan kaçış.
Babasıyla, İsmet Paşa ile mektuplaşmaları, bence herkesin okuması gereken bir kitap. Hayır, çok acayip ifşaatlar, özel sırlar öğrenmek için değil, 'insan' İsmet İnönü'nün, oğlunun üzerine nasıl titrediğini, baba ile oğul arasında nasıl sağlam ve görece eşitlikçi bir ilişki olduğunu görmek için okuyun kitabı. O zaman Erdal İnönü'yü daha iyi tanıyacaksınız.
Kaç yıl önceydi, Ankara'da İsmet Paşa için yapılmış bir belgeselin tanıtım gecesinde rahmetli Ömer İnönü ile ilk kez tanıştığımda da aynı hisse kapılmıştım: Bu tevazu ve iyi insan olmak, aile terbiyesiyle ilgili bir şeydi. Bu bakımlardan Ömer ve Erdal İnönü'yü birbirlerinden ayırmaya imkân yoktu.
Erdal İnönü'yü Türkiye çok özleyecek.