Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, en fazla 20 gün içinde kendisi için son derece kritik bir karar verecek: Cumhurbaşkanı olmak veya olmamak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, en fazla 20 gün içinde kendisi için son derece kritik bir karar verecek: Cumhurbaşkanı olmak veya olmamak.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendi örgütü içinde yaptığı yoklama ne sonuç verirse versin, partisinin önde gelenleri ve Merkez Karar organı ne yönde görüş belirtirse belirtsin, sivil toplum önderleri, iş dünyası, ben dahil gazete yazarları ne tavsiyede bulunursa bulunsun durum değişmeyecek: Bir an gelecek ve Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağına karar verecek.
Bütün diğer kararlar bundan sonra gelecek.
Yani, eğer Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olmaya karar verirse zaten akan sular duracak, partisi de onu cumhurbaşkanı seçecek.
Yok eğer Erdoğan aday olmamaya karar verirse, çünkü partisi veya başkaları ne demiş olurlarsa olsunlar, özellikle aday olmama kararı kişisel bir karardır ve saygı duyulmalıdır, ancak ondan sonra kimin cumhurbaşkanı adayı olması gerektiği konuşulabilecek.
Kısacası, önce Recep Tayyip Erdoğan kararını verecek.
Erdoğan'ın aday olmaması kesin olsa, bu karar çoktan açıklanmış olurdu. Ak Parti'nin cumhurbaşkanlığı konusunda eğer bir stratejisi varsa, bu strateji olsa olsa adayların son gün açıklanması şeklinde olabilir. Erdoğan'ın aday olmayacağını açıklamış olması son tahlilde bu stratejiyi bozmazdı.
Ama Erdoğan henüz aday olmamaya karar vermiş değil. Aday olmaya karar verip vermediğini ise bilmiyoruz.
Bence Erdoğan aday olmamalıdır.
Hayır, eşinin başı örtülü olduğu için değil. Hayır, yeni bir şekle bürünen eskinin siyasal İslam hareketinin bugünkü lideri olduğu için de değil.
Erdoğan aday olmamalıdır, çünkü cumhurbaşkanlığı makamı uygulamacı bir makam değildir. Oysa Erdoğan, beğenin beğenmeyin bir uygulamacıdır.
Cumhurbaşkanlığı makamı, 12 Eylül sonrası şartlarında yazılan Anayasa tarafından gereksiz yere ağırlıklandırılmış, gereksiz bazı yetkilerle donatılmış bir makam. Ama bu yetkiler yine de makamı 'uygulamacı' yapmıyor.
Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalı, ama 16 Mayıs'ın hemen ertesinde cumhurbaşkanının yetkilerini belirleyen Anayasa'nın 104. maddesini muhalefetin de onayı ile değiştirmeli, cumhurbaşkanlığını normal demokrasilerde olduğu gibi sembolik bir yer haline getirmelidir. Yani, vali ve diplomat atamalarını onaylayan, yasaları yayımlayan veya veto eden veya Anayasa Mahkemesi'ne götürebilen, bunların dışında da sadece temsili görevleri olan bir makam.
Oranın Atatürk'ün koltuğu olması gibi sembolizmler gerçeklere, üstelik de o günün gerçeklerine göre yapılması gereken siyasete pek uyan şeyler değil. Kaldı ki o koltukta sadece Atatürk oturmadı, Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk de oturdular. Süleyman Demirel ve Turgut Özal da...
Turgut Özal, bu Anayasa'nın verdiği bütün yetkilere rağmen en güçsüz cumhurbaşkanlarından biriydi. Demirel hükümeti onu İstanbul'da düzenlenen bir uluslararası zirvenin hatıra fotoğrafına girmekten bile men etti. Özal, Köşk'te sadece Yıldırım Akbulut'un başbakanlığı sırasında güçlüydü, çünkü fiilen başbakanlığı da yapıyordu.
Bizim sistemimizde esas gücün Başbakanlık'ta olduğunu, esas uygulama yetkisinin Başbakanlık'ta olduğunu o koltukta 4 yıldır oturan Erdoğan'dan iyi kimse bilemez.
Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalı, partisiyle seçimi kazanırsa başbakan kalmalıdır.