Erdoğan gerginlikten mi kazanır, sükûnetten mi?

Cumhurbaşkanı seçim süreci, Anayasamıza göre dün resmen başladı. 25 Nisan gecesi 23.59'a kadar sürecin ilk aşaması olan adaylıklar meselesi sona erecek.

Cumhurbaşkanı seçim süreci, Anayasamıza göre dün resmen başladı. 25 Nisan gecesi 23.59'a kadar sürecin ilk aşaması olan adaylıklar meselesi sona erecek. Ardından da seçim için turlara başlanacak. Tahminen bugünden itibaren en çok 20 gün içinde de yeni cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.
Bu sürecin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile onun lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve özellikle de ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi ile onun lideri Deniz Baykal tarafından nasıl ele alındığı, nasıl yürütüldüğü tartışılıyor, daha da tartışılacak.
Şu anda gözüken, bu süreçte muhalefetin daha başarılı olduğu, kendi gündemini bütün ülkeye, özellikle de medyaya ve 'kanaat önderleri'ne kabul ettirdiği. Bu gündem, Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı
adaylığının 'sakıncalı olduğu' önermesinden oluşuyor.
Bugüne gelene kadar Erdoğan'ın sakıncalı olup olmadığı tartışıldı, anlaşılan Erdoğan'ın aday olup olmadığı netleşene kadar da tartışılacak.
Eğer aday olur ve seçilirse bu tartışma devam edip gidecek, belki geçen cumartesi günkü gibi başka kitlesel gösteriler de yapılacak, ülke seçime böyle bir kutuplaşma atmosferi içinde gidecek.
Erdoğan aday olmazsa bu kez tartışmalar biçim değiştirecek, 'Gördünüz, korktu ve Çankaya'ya çıkamadı' denmeye başlanacak bu kez ama tartışma da hafifleyecek.
Yarın cumhurbaşkanı olmaya kendini epey hazırladığı anlaşılan Erdoğan, Köşk'e çıkacak liderin siyasi görüşlerini kendi hafızasına kilitlemesi gerektiğini söylese de, bugün itibarıyla hâlâ önemli bir siyasi lider ve elbette siyasi parti lideri olarak önceliği kendi partisinin gelecekteki başarısı.
Mevcut gergin ortam devam ederse, bu gerginlikten AKP zarar mı görür, kârlı mı çıkar? Soru bu.
Benim gördüğüm, AKP çevreleri ve Başbakan'ın etrafı bu konuda henüz net bir karar oluşturmuş değil. Çeşitli fikirler konuşuluyor.
Aslında konuşulanlar da iki konuda odaklanıyor: Bir grup, mevcut gerginliğin 'ılımlı' ama AKP'ye yönelimli seçmeni korkutabileceğini söylüyor, gerginliğin azalmasının ve hatta ortadan kalkmasının ise AKP'ye ciddi oy kazandıracağını öne sürüyor. Öteki grup ise 2 Kasım 2002 seçiminde AKP'nin başarısının ardında 'İnadına Tayyip' duygusunun ağır bastığını iddia edip, 'Bu saatten sonra Tayyip beyin Çankaya'ya çıkmamasını izah edemeyiz, seçmende, o zaman bunlar muktedir
değil, duygusu yaratırız' diyorlar.
Alternatif maliyetinin hesaplanması mümkün olmayan siyasi önermeler bunlar ve baktığınızda her iki önerme de kendi içinde tutarlı ve 'doğru.'
***
Benim kişisel kanaatim, Türk siyasetinin belki son 15 yılda yaşadığı en büyük yanılgının, seçmenleri militan sanmak olduğu. Elbette militanlar da seçmen ama seçmenin ezici bir çoğunluğu, elini kesseniz kendi partisine oy verecek militanlardan değil, gündelik hayatında siyaset daha arka planlarda olan ılımlı kişilerden oluşuyor.
Partiler için kendi militanları elbette çok önemli ama hiçbir militan grubu gerçekte yüzde 10'luk bir oya bile tekabül etmiyor. Partilerin
esas oyları, daha doğrusu partileri iktidara yaklaştıran oyları, onların bu 'ılımlı' kitleden ('makul çoğunluk') alabildikleri oylar.
Bana göre mevcut gerginlik ve bu gerginliğin artma eğilimi seçimde AKP'nin lehine değil aleyhine. Buna karşılık gerginliğin düşürülmesi
ise AKP'nin lehine.
***
Ancak gelinen bu aşamada 'cumhurbaşkanı olmak' belki partinin kararı ama olmamak kişisel bir karar olabilir ancak.
Yani Erdoğan, bu saatten sonra sadece 'Ben cumhurbaşkanı olmak istemiyorum' diyebilir ancak, bunu demeyecek olursa doğal olarak partisinin cumhurbaşkanı adayıdır, partisinin 'Ben aday olacağım' demesine rağmen onu aday yapmaması eşyanın tabiatına aykırıdır.
O bakımdan Erdoğan'ın kişisel kararıdır beklenen, başka bir şey değil.