Gazeteci geyiği-Siyasetçi geyiği

Honnover'de hava neredeyse 30 derece. Gazeteci milleti otelin bahçesinde gölgeliklere sığınmış, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın fuar turundan dönmesini ve sonra da bir an önce havaalanına gidip Türkiye'ye dönmeyi bekliyoruz.

Honnover'de hava neredeyse 30 derece. Gazeteci milleti otelin bahçesinde gölgeliklere sığınmış, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın fuar turundan dönmesini ve sonra da bir an önce havaalanına gidip Türkiye'ye dönmeyi bekliyoruz.
Böyle durumlarda hep yapıldığı gibi 'geyik muhabbetleri' gırla gidiyor. Baş konumuz da Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı.
Aslında hiçbirimiz bir şey bilmiyoruz, sadece tahminlerde bulunuyoruz, yetmiyor, bu tahminlere dayanarak iddialaşıyoruz.
O sırada Başbakan otele geliyor ve ona uçağında eşlik eden gazetecilerle hatıra fotoğrafı çektirmek istiyor. Biz yedi kişiyiz. Başbakan ortamıza geçiyor, onun sağında Star'dan Şamil Tayyar, ben, Hürriyet'ten Enis Berberoğlu ve Sabah'tan Aslı Aydıntaşbaş yerleşiyoruz. Başbakan'ın solunda ise Türkiye'den Nuri Elibol, Yeni Şafak'tan Mehmet Ocaktan ve Zaman'dan Mustafa Ünal var.
Karşıdan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Salih Kapusuz, 'Ama bir taraf dört, bir taraf üç kişi oldu' diyor. Ben cevap veriyorum: Ama öbür tarafta 11. Cumhurbaşkanı var.
Tayyip Erdoğan gülüyor. Biz, 'Bir tarafta çıkacak diyenler, diğer tarafta çıkmayacak diyenler oldu' diyoruz, hemen Başbakan'ın solunda konuşlanan gazeteciler itiraz ediyor: 'Çıkmayacak demedik, henüz karar vermedi dedik.'
Kırmıyor, onların terminolojisini kabul ediyoruz. Başbakan gülüyor, 'Verdik çelik çomağı, yorulana kadar oynayın' diyor.
Kimimiz, 'Hayırlı olsun' diyoruz, Başbakan ve 'henüz kararını vermedi' diyen arkadaşlar 'Hayırlısı olsun.'
Yani, biz 'Hayırlı olsun' diyenler Erdoğan'ı şimdiden kutlamış oluyoruz, 'Hayırlısı olsun' diyenler kim seçilecekse ona şimdiden hayır dileklerini iletmiş oluyorlar!
Bunlarla uğraşıyoruz yani.
Başbakan odasına çıkıyor, en erken 45 dakika sonra hareket edeceğimiz söyleniyor. Otel lobisinde geyik iyice hızlanıyor. Aynı cümleler her seferinde değişik değişik biçimlerde kuruluyor, konuşuluyor.
Neden sonra hareket ediyoruz. Uçağın kapısında bir manga asker var. Hemen dikkat çekiyor, uğurlama töreninde Almanlar cumhurbaşkanı protokolü uyguluyorlar. Başbakan'ın bir danışmanı, Almanya Şansölyesi Angela Merkel'in de görüşme sırasında Erdoğan'a bir seferinde 'Sayın Başkan' diye hitap ettiğini söylüyor, gülüşüyoruz.
Biraz sonra Başbakan'ın basın danışmanı Akif Beki, bir mesajla yanımıza geliyor. Başbakan, 'Eğer soracak soruları yoksa dönüşte istirahat edelim' demiş. Birbirimize bakıyoruz. Sahiden soracak sorumuz yok. Yani aslında var ama cumhurbaşkanlığı konusundan başka konulara kapatmışız kendimizi neredeyse.
Sonunda bir arkadaşımız, 'Yok' diyor, 'Cumhurbaşkanlığı sorumuz yok.'
Dönüş yolunda Başbakan dinleniyor, biz de ona artık soru bile sormuyoruz.
Galiba çelik çomaktan yorulduk sahiden.