Güvenlik tek polisin işi mi?

Bir milletvekili kapkaççı saldırısına uğradı, otomobilin camı kırılıp çantası alındı. Artık suç patlamasını ciddiye almalıyız.

Bir haber düştü ajanslardan: Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Zeynep Damla Gürel, İstanbul'da kendi otomobili ile Dolapdere'de kırmızı ışıkta beklerken kapkaççıların saldırısına uğramış, otomobilin ön camını kıran kapkapçılar Gürel'in çantasını alıp kaçmışlardı.
Son 15 yıldır 'normal'leşen olaylardan biri. Burada saldırıya uğrayan bir milletvekili olmasa belki de 'haber' bile olmayacak, kimsenin de dikkatini çekmeyecekti.
Artık böyle. Kapkaç olayları, çok ağır bir yaralanma veya ölüm olmadıkça veya saldırıya uğrayan mühim meşhur bir şahsiyet olmadıkça haber değeri taşımıyor artık. 'Haa bir kapkaç daha' diyoruz, geçiyoruz. Zaten artık ne polis muhabirleri ne de ajanslar yazma zahmetine katlanıyorlar bu haberleri.
Yazmasınlar da ne yapsınlar. Daha geçenlerde Emniyet Genel Müdürlüğü istatistiğini yayımladı, 2006'da her 40 saniyede bir cana veya mala yönelik bir saldırı oluyor, suç işleniyordu. Bu da istatistiklere gireni, bir de hiç kayda geçmeyen, polise aksetmeyen suçlar, saldırılar var.
Türkiye'de yaşanan bu suç patlaması, elbette öncelikli görev polisin ve adliye teşkilatının ama, sadece polisiye önlemlerle ortadan kaldırılamaz. Hoş tamamen ortadan kaldırmak zaten mümkün değil ama suç sayısını uygar ülkelerdeki kabul edilebilir oranlara çekmek sadece polisin işi olamaz, bu görev polise terk edilemez.
Şehirlerimizdeki suç patlamasının arkasında özellikle son 15 yıldır hızlanan köyden kente göç olgusu yatıyor. İşsiz ve mesleksiz kitleler, organize suç örgütlerinin kollarına çok daha kolay düşüyor.
Suç patlamasının ardındaki bu sosyal olguyu görmemiz ve ona göre toplumca önlemler geliştirmemiz gerek. Unutmayın, önümüzdeki dönemde köyden kente göç hızlanarak artacak. Şehirlerimize gelmesi beklenen daha 10 milyon kişi var arkada.
Tabii böyle bir nüfus baskısı varken hiçbir işi bihakkın yerine getirmek, hiçbir önlemi tam olarak uygulamak belki mümkün değil ama biz daha orada bile değiliz. Herhangi bir önlem konuşanımız yok, bu konuda bir ulusal planımız, bir stratejimiz yok.
İşin bir yanı bu. Polisin yapamayacağı, polisin görev alanının tamamen dışında kalan bir yan.
Topluma, toplumun öncülerine, gönüllü kuruluşlarına, medyasına düşen önemli görevler de var. Popüler kültürümüz özellikle son dönemde suçu özendirici bir yöne doğru evrilmeye başladı. Halbuki tam tersine, dizilerden yarışma proramlarına kadar her yerde iyi ahlakı yücelten, suçluyu toplumdan dışlayan bir anlayışı popüler kültürümüzde hâkim kılmamız gerek.
Ve son olarak, işin polisiye kısmı da hiç yok değil. Suçun son dönemde biçim değiştirdiği anlaşılıyor. Artık suç çeteleri, onlarca, belki yüzlerce eleman devşirebildiği için olsa gerek, yükte de pahada da hafif hırsızlıklar yaygınlaşıyor. Sizin tek bir cep telefonunuz çalınıyor belki ama örgüt aynı gün yüzlerce telefonu birden ele geçirebiliyor ve bu büyük toplam o örgütlerin gücünü çok artırıyor.
Geçen Kurban Bayramı'nda Radikal ekibi İstanbul'un göbeğindeki suç mahallelerini ve buralarda üslenmiş suç örgütlerini ortaya serdi ama polis hâlâ bunlara karşı herhangi bir şey yapabilmiş değil, belki yapması kolay da değil.
Ama suç patlaması konusunu ciddiye almamız gerek. Daha şimdiden bazı sokaklarda dolaşılamaz oldu. Yakında gündüz de sokağa çıkamayacağız korkarım.