Halk seçsin ama...

Anayasa'da başka bir değişiklik yapmadan cumhurbaşkanını halka seçtirmek, işlemesi zor olan melez bir sistem yaratır.

Bu köşeyi takip edenler, iki gündür Genelkurmay'ın bildirisiyle başlayan krizli durumdan çıkış reçetesi olarak Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesini önerdiğimi biliyorlar.
Önceki gün Ankara'da siyasette çok hızlı gelişmeler yaşandı ve sonunda iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesine ve mümkünse 24 Haziran'da seçmenlerin önüne biri parlamento seçimi için diğeri Cumhurbaşkanlığı için iki sandık konulmasına karar verdi. AKP dün bu yöndeki Anayasa değişikliği önerisini de Meclis'e sundu.
AKP'nin sunduğu haliyle, yani Anayasa'da başka hiçbir şeye dokunmadan sadece Cumhurbaşkanı seçme yöntemiyle oynanarak yapılacak bir değişikliğin demokrasinin ruhuna hiç de uygun bir değişiklik olmayacağını düşünüyorum. Bence AKP önerisi yetersizdir ve kimi olası sakıncaları beraberinde getirecektir.
* * *
Bir demokrasinin demokrasi olması için bir ülkede sadece serbest, adil ve gizli oy-açık sayıma dayalı seçimler yapılıyor olması yetmez. Bu seçimlerle ortaya çıkan gücün, vatandaşların özgürlüklerini geriletmeyeceği, bu gücün mutlak bir güç olmaması için gereken önlemlerin de hukuk sisteminin içinde olması, yani sistemin fren ve denge mekanizmalarına sahip olması, sürekli denetime açık olabilmesi gerekir.
Bir demokrasinin sahiden demokrasi olabilmesi için, azınlıkta kalan siyasi görüşleri, insan haklarını, evrensel hukukun uygulanmasını gözeten hukuki mekanizmaların varlığı şarttır.
* * *
Eğer Cumhurbaşkanı'nı Anayasa'nın başka hiçbir yerinde hiçbir değişiklik yapmadan halka seçtireceksek, insanın aklına haklı bir soru geliyor:
Muhtemel Cumhurbaşkanı adayları halkın önüne gidip ne diyecek, nasıl oy isteyeceklerdir?
Seçilmek için bir siyasi partinin desteğine mutlak anlamda ihtiyacı olan Cumhurbaşkanı adaylarının seçildikten sonra 'tarafsız' olması mümkün olacak mıdır? Yoksa 1960 öncesinin, yani 1924 Anayasası'nın 'siyasi cumhurbaşkanı' ilkesine geri mi dönülecektir?
Güç temerküzü, yani Cumhurbaşkanı ile hükümetin aynı partiden olma olasılığı bugünkü sistemimizde de var, nitekim Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığının ilk iki buçuk yılı böyle geçti. Ama halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanı ile halkın oyuyla gelmiş bir hükümetin aynı partiden çıkması 'mutlak güç' ortaya çıkarmaz mı? Bu gücü denetlemek için sadece Anayasa Mahkemesi'ni kaleci olarak sahada bırakmak, haksız ve dengesiz bir durum yaratmaz mı?
Halk tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilecek kişinin kendini hükümetin üstünde görmesinin önüne nasıl geçilecektir?
Öyle ya, Çankaya'ya en az yüzde 50.01 oyla seçilinecek, oysa gerektiğinde yüzde 34'ün bile Başbakan olmaya yettiği ortada. Ya Cumhurbaşkanı kendisini hükümetten, iktidardaki siyasi partiden ve Başbakandan DAHA MEŞRU görürse ne olacaktır?
* * *
Bu soruları daha da arttırmak mümkün. Söylemeye çalıştığım, Anayasa'da başkaca bir değişiklik yapmadan Cumhurbaşkanını halka seçtirmek, işlemesi hiç de kolay olmayan melez bir sistem yaratacaktır; bir yandan parlamenter demokrasi ama bir yandan da yarı başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı. Yani ne kuş ne de deve olan bir melez.
Oysa bizim temel seçimimiz sadece Cumhurbaşkanını halka seçtirmek şeklinde olamaz. Bizim parlamenter sistemle Başkanlık sistemi arasında net bir seçim yapmamız gerek. Her iki sistemin kendine göre artıları ve eksileri var, siyaset kurumunun önce net bir seçim yapması sonra da gerekiyorsa (bence gerekiyor) bu seçimi halka sorması gerek.
Türkiye, Avusturya'da olduğu gibi, bir yandan Cumhurbaşkanının yetkilerini sembolik hale getirirken bir yandan da onu halka seçtirebilir. Veya, mutlak güçler ayrılığı anlamında Başkanlık sistemine gidebilir.
Her iki durumda da Anayasa'da yapılması gereken değişliklikler öyle tek maddelik falan değil daha kapsamlı olmak zorunda.
Siyaseten Cumhurbaşkanını başka bir değişiklik yapmadan halka seçtirme girişiminin 24 Haziran'a veya biraz daha ileri tarihteki bir seçime yetişmeyeceği anlaşılıyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Sezer'in Anayasa değişikliğini 15 gün bekletip sonra da veto etmesi halinde değişiklik kadük kalacak.
Belki de bu seçimde bir nevi kurucu meclis seçmeye çalışmak ve Cumhurbaşkanlığı konusundaki kapsamlı Anayasa değişikliklerini yeni parlamentoyla yapmak en doğrusu.
Yapılacak değişiklik hangi yönde olacak olursa olsun gerçekte 'sistem değişikliği' anlamına geleceğinden, bu değişikliğin sistemin bütün siyasi partilerinin (parlamento içi ve dışı) katılımıyla yapılması, demokratik anayasanın bu yolla hazırlanması daha doğru olacak.