Hanefi Avcı'nın kitabı ve ötesi

Çok uzun zaman oldu, Hanefi Avcı ile telefonda bile konuşmadım. Yanlış hatırlamıyorsam en son zaten...

Çok uzun zaman oldu, Hanefi Avcı ile telefonda bile konuşmadım. Yanlış hatırlamıyorsam en son zaten Ankara’da görüşmüştük. O sırada Avcı kızağa çekilmişti. Sonra Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında yeniden aktif görevlere döndü, ardından yeniden onun için ‘kızak’ sayılabilecek il emniyet müdürlüklerine... Bildiğim kadarıyla halen Eskişehir’de görevli.
Uzun zamandır görüşmesek de, ben ona karşı biraz mahçup durumda olsam da, Hanefi Avcı sevdiğim, güvendiğim polislerden biridir. En azından aklına ve muhakeme yeteneğine güvenirim. Çoğu polis gibi herşeyin arkasında bir suçlu arar belki ama en azından muhakemesi ve aklıselimi yerinde olduğu için bunu paranoya seviyesine vardırmaz. O Hanefi Avcı’yı hepimiz Susurluk kazası sonrası Meclis Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadeyle tanımıştık. Çok açıksözlüydü, sadece polisi ve MİT’i değil, askeri de açıkça suça bulaşmakla suçluyordu. Faaili meçhullerden tutun da başka pek çok konuda jandarma istihbaratı, yani JİTEM’i açığa çıkarak kişilerin başında Avcı geliyordu.
Aynı Avcı bugün yazdığı bir kitapla gündemde. Ve bu kez anlaşılan Avcı’nın hedefinde Fethullah Gülen’in etrafında kümelenen ‘cemaat’ var. Yani, kendilerini Fethullah Gülen hareketi olarak tanımlayanlar.
Hanefi Avcı, epeydir merkezden uzakta olan ama yine de içeriden konuşan bir üst düzey polis olarak söylüyor, ‘Cemaat poliste çok etkin’ diyor. Kendisinin kuruluşunda çalıştığı, uzun süre yöneticiliğini yaptığı Emniyet İstihbarat Şubesi için, ‘Burada arama yapılsa, polis envanterine ait olmayan ama cemaate ait olan özel dinleme ve izleme cihazları bulunur, bunlarla hepimizi dinliyorlar’ diyor; ‘Polis arşivi cemaatin eline geçti’ diyor; başka pek çok vahim iddiada bulunuyor. İçişleri Bakanlığı hemen Avcı hakkında veya Avcı’nın ihbarları hakkında soruşturma başlatıyor. Bu bir idari soruşturma ister istemez. Umarım bir kahraman savcı çıkar Avcı’nın söyledikleri hakkında adli bir soruşturma da başlatır. Ama korkarım böyle bir soruşturma için çok ama çok beklemek gerekecek.
***
Avcı’nın kitabıyla birlikte iki şey oldu.
Birincisi, söyledim, bakanlık soruşturma açtı. Sanıyorum Avcı’nın hedef ve amaçlarından biri de buydu. Hakkında bir soruşturma açılmasını sağlamak, bu yolla iddialarının konuşulmasına yardımcı olmak, hatta iddialarıyla ilgili delilleri ortaya koyma, iddiaları hakkında da idari soruşturma açılması şansını yaratmak... Olan ikinci şey ise hemen Avcı’yı itibarsızlaştırmak için girişilen faaliyetler. Onun aslında makam mevki peşinde olduğu, umduğu makamlara yükseltilmeyince de bunları söylemeye başladığı yazılır oldu.
Tabii Hanefi Avcı’nın iddiaları eğer iftiraysa, yalansa, durum başka. Ama yok içinde biraz olsun gerçeği barındırıyorsa, onun makam mevki hevesinden değil neden bu kadar uzun zaman sustuğundan söz etmek gerekir. Bana dün bazı gazetelerde yazılan çizilenler çok aceleci tepkiler gibi geldi. Gazeteci gerçeğin peşindeyse, hep gerçeğin peşinde olur, taraf tutmaz, daha doğrusu gerçekten yana ‘taraf’ olur.
***
Emniyette Gülen cemaatinin örgütlendiği, özellikle istihbarat ve bilgi işlem şubelerinde yoğunlaşıldığı iddiası yeni bir iddia değil, en az 20 yıldır bu konu konuşuluyor. Polis Akademisi ve öğrencileriyle ilgili iddialardan başlayarak bugüne kadar gelmiş çok sayıda araştırma, soruşturma var. Hepsi de bir biçimde, kamuoyunda tam tatmin sağlayamadan sona ermiş araştırma-soruşturmalar bunlar.
Bunlardan sonuncusu bir hayli ses getirmişti.
Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve Ankara İstihbarat Şube Müdürü Osman Ak,
iki başlarına ve özel bir odada çalışarak kendilerince cemaatçi avına çıkmışlardı. Onların yürüttüğü (ve savcıların bile haberi olmayan) bu özel
soruşturmanın hedefi Gülen cemaatini bir terör veya suç örgütü olarak nitelemekti.
Ancak Saral ve Ak bunu yaparken yasadışı pek çok telefon dinlemesi veya teknik takibi yapmış, bu arada Cumhurbaşkanlığı’ndan Başbakanlığa kadar pek çok telefon da onların bu yasadışı faaliyetine ‘takılmış’tı.
Hatırlayanlar olacak, Saral ve Ak’ı bu faaliyetlerinde yakalayanlar da Avcı ve Sabri Uzun olmuştu. Bugün cemaat adına konuştuğundan, yazdığından şüphelenilen bazı kalemlerin eleştirdiği iki polis müdürü yani. O gün Avcı ve Uzun cemaat mensubu olmakla ve cemaat adına bu soruşturmayı örtbas etmekle suçlanırken bugün cemaat tarafından suçlanıyorlar. İlginç bir durum.
O zamanlar Hanefi Avcı, emniyetteki cemaatçi örgütlenmeyi çok da ciddiye almıyordu, onun yerine hiyerarşiyi bozarak doğrudan Başbakan Mesut Yılmaz’la konuşan, hatta Başbakan’a yeterince doğru olmayan bilgiler aktardığını iddia ettiği Cevdet Saral’ı daha ciddi bir tehlike olarak görüyordu. Bugün kendisi Saral’ın konumunda. Umarım davasını savunuken Saral’dan daha sağlam bilgilere, delillere sahiptir.
***
Devletin içinde hatırı sayılır bir kesimin, daha düne kadar etkinliği neredeyse sınırsız olan, bugün bile etkinliği tümüyle bitmemiş olan kesimlerin Fethullah Gülen cemaati, onun polis, yargı ve maliye gibi kurumlardaki örgütlenmesi hakkında delil topladığına, istihbarat yaptığına, gerekirse terör örgütü veya suç örgütü nitelemesini mahkeme kararıyla saptatmak üzere hazırlandığına kuşku yok.
Bunca yıldır bu cemaat neredeyse açıkça böyle güçlü kesimlerin hedefi ama bunca yıldır bir Ankara’da Nuh Mete Yüksel’in açtığı görece hafif dava dışında açılmış dava da yok. (Fethullah Gülen o dava nedeniyle ve haksız yere tutuklanıp hapse girmekten çekindiği için Amerika’ya gitti, daha nihayet geçen yıl artık tamamen bitti ama Gülen hala gelmedi, neyden çekiniyor bunu bilmiyorum.)
Ya bu söylediğim etkin kesimler çok beceriksiz ve hatta bilgisizler ya da cemaat, böyle örgütlenmeler içindeyse bile, son derece tedbirli.
Hanefi Avcı’nın iddiası, cemaatin polis içindeki örgütünü devlet memuru bile olmayan bir sivil yönettiği. Yani rütbeli polisler bile sonunda dışarıdaki bir sivilden (Kozanlı Ömer) talimat alıyor, ona rapor veriyor.
Bu çok büyük bir iddia ve açıkçası ortaya çıkarılması da çok zor olmayan bir iddia.
Bakalım daha neler göreceğiz.