Hangisi daha büyük: 361 mi, 181 mi?

Anayasa'da yazılı 'hukuk devleti' ilkesinin sağladığı bir haktan yararlanıldığı için üzülmek veya utanmak olmaz, bunu biliyorum.

Anayasa'da yazılı 'hukuk devleti' ilkesinin sağladığı bir haktan yararlanıldığı için üzülmek veya utanmak olmaz, bunu biliyorum. Ama yine de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin salt kendisine ait olan bir yetkiyi bizzat o Meclis'in üyelerinin, hem de o Meclis'i ve Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türkiye'de demokrasiyi kurmakla övünen bir siyasi partinin üyelerinin mahkemeye götürmesi ve Meclis'in yetkisini bir yerde tartışma konusu yapması en hafif deyimle üzücü.
Daha önce bu 367 konusunun 'hukuku zorlamak' ve 'hukuku militanlaştırmak' olduğunu defalarca yazdığım için bugün içim rahat. Konu artık Anayasa Mahkemesi'nin önünde olduğu için spekülasyon yapmak, mahkemenin kararının yönü hakkında tahminde bulunmak doğru olmaz ama çıkması muhtemel iki kararın Türkiye'de yaratacağı sonuçlar üzerinde konuşabiliriz.
Elbette, mahkeme eğer daha önceki kimi benzer kararlarında olduğu gibi 367'nin toplantı yeter sayısı değil sadece KARAR YETER SAYISI olduğuna, o an salonda kaç kişi olduğuyla değil karar almak için gereken oyun sağlanıp sağlanamadığıyla ilgilendiğine karar verirse, mesele yok. Meclis uygulamaları olduğu gibi devam eder, Adalet ve Kalkınma Partisi de Abdullah Gül'ü en kötü olasılıkla 9 Mayıs Çarşamba günü seçer, Türkiye'nin yeni bir cumhurbaşkanı olur.
Ama yok mahkeme, 367'nin aynı zamanda TOPLANTI YETER SAYISI da olduğuna hükmederse, siyasi hayatımızda ve Meclis uygulamalarında bir dizi yeni uygulama gündeme gelir.
Bir kere bu yönde çıkacak bir kararın ilk ve doğal sonucu, Meclis'in 16 Mayıs akşamına kadar cumhurbaşkanını seçememesi ve bu tarihte Meclis'in 'derhal' seçime gitmesi gerekecek.
Seçim tarihi ne olur, bunu bilmek zor ama seçimin sonucu ne olursa olsun, yeni oluşacak Meclis açısından Cumhurbaşkanı seçiminin bir öncelik olmasını gerektiren hiçbir kural yok. Ahmet Necdet Sezer, yerine yenisi seçilene kadar cumhurbaşkanı olarak kalacağına göre, devlette bir boşluk olması gibi bir durum da söz konusu olmayacak demektir.
Yeni Meclis siyaseten ne yapar, ne yapmaz kestirmek kolay değil ama herhalde oluşan yeni durum ışığında Meclis'in önceliğini cumhurbaşkanı seçmeye değil seçme yöntemine vermesi, önce yöntemdeki boşluğu doldurup sonra cumhurbaşkanı seçmesi daha makul bir yöntem olacaktır.
Bu konuda, yani yeni Meclis'in önceliği yeni cumhurbaşkanını seçmeye verip vermeyeceği, verecekse nasıl bir zamanlamayla seçimin yapılacağı gibi konularda Anayasa'da bir düzenleme olmadığını söyledim ama kimi hukukçulara göre, Anayasa'nın 101 ve 102. maddelerindeki 'Cumhurbaşkanlığı makamı herhangi bir nedenle boşalırsa' ifadesinden hareket etmek gerektiğini söylüyorlar ama bence bu görüşler de çok tartışmalı.
Tabii Anayasa Mahkemesi'nin 367'yi toplantı yeter sayısı olarak görmesinin kimi siyasi sonuçları da olacaktır. Bu siyasi sonuçların başında da AKP'nin merkez sağın ana partisi olması, DYP ve ANAP'ın hızlı bir erimeye girmesi, CHP'nin ise saflarını sıklaştırması olacaktır.
Bu şartlarda gidilecek bir seçimin ana konusu da ister istemez, Abdullah Gül veya onun kimliğinde birinin cumhurbaşkanı olup olmayacağına kilitlenecektir. Aynı zamanda türbanın Köşk'e çıkıp çıkmamasını da kapsayacak böylesi bir 'referandum'un sonucu Türkiye için hayırlı mı olacaktır, hayırsız mı, bunu hep birlikte yaşayarak göreceğiz.