Hedefi unutma

Hiç konuşmasak da bir hedefimiz var: AB üyeliği. Onların değil, bizim yaptığımız önemli...

Hiç konuşmuyoruz ama bizim bir hedefimiz var: Avrupa Birliği'ne tam üyelik. Hiç konuşmuyoruz ama bizim bugün sahip olduğumuz görece istikrarlı ekonomik büyümemizin lokomotifi, AB'ye tam üyelik hedefine sahip olmamız.
O hedefimiz olmasa, bugün sahip olduğumuz kadarıyla bile ekonomik istikrara sahip olamaz, kendi geleceğimizle ilgili nispeten umutlu kimi tasarımları aklımıza bile getirmezdik.
O bakımdan bugün Brüksel'de iki başlıkta daha müzakere açılacak olması, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın o minik seremoniye katılacak olması önemli. Bu tren ağır aksak da olsa hâlâ yürüyor, hâlâ ilerliyor, unutmayın!
Daha önce bin defa söylediğim şeyleri tekrarlamak pahasına da olsa yazacağım:
Amaç hepimizin mutluluğu ve refahıdır, AB'ye üyelik değil.
Bugün, o mutluluğu ve refahı yakalamamız için elimizdeki en iyi alet AB ile tam üyelik müzakereleri. O müzakerelerde başarılı olduğumuz ölçüde, bizimle gelişmiş ve refaha ulaşmış Batı ülkeleri arasındaki fark kapanabilecek.
Bakmayın arada çıkan arızalara, çatlak seslere. Mesela Nicholas Sarkozy Fransa'da Cumhurbaşkanlığı'na seçildi diye Türkiye'nin tam üyelik perspektifi ortadan kalkmaz. Evet yavaşlar belki, evet bir sürü siyasi sıkıntı çıkar belki ama bu tek tek engeller, yol kazaları veya yoldaki çukurlar, tümsekler bizi büyük resme bakmaktan alıkoymamalı.
Büyük resimde, Türkiye'nin AB ile müzakere yoluyla elde edeceği hızlı ilerleme var.
Bu müzakereler başarılı olur mu, sonunda Türkiye tam üye olur mu?
Bu sorulara bugün cevap aramak ve vermek zorunda değiliz.
Önemli olan o yolda yürümek, tam üyeliği hedeflemek. Ben hep üzerinde yürünen yolun sonunda varılacak hedefin kendisi kadar, hatta belki daha fazla önemli olduğuna inandım.
O yolda yılmadan, bıkmadan usanmadan yürüyelim, varılacak hedef de kendiliğinden gelecektir zaten.
Dün Fransa engel oldu, açmayı beklediğimiz ve açmaya da hazır olduğumuz başlıklardan birini bugün açamayacağız. Bu başlık parasal birliği hedefleyen başlıktı.
Yanlış anlamayın, müzakere başlığı kapandığı gün Türkiye'de para birimi avro olacak değil, ona daha çok var. Ancak, müzakerenin yapılabilmesi, Türkiye'nin başta Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı olmak üzere pek çok ekonomik kurumunun Avrupa'daki eşdeğerleri ile daha da yakınlaşmasına yardımcı olacaktı.
Fakat Fransa'nın şu anki engeli de o kadar önemli değil. Eğer temmuzdan itibaren dönem başkanlığını devralacak olan Portekiz yeterli gayreti gösterirse önümüzdeki dönemde de üç ila altı arasında başlıkta müzakere başlatmak mümkün olabilir.
Kaldı ki, Anayasa krizini büyük ölçüde atlatmış bir Avrupa'nın ileriye bakmak için daha fazla fırsatı olacak ve Türkiye AB'nin gelecek planlarında merkezi bir yer işgal etmeye de devam edecektir.
Öte yandan, başta da söylediğim gibi, aslında Avrupa ülkelerinin ne yaptığının veya Türkiye ile ilgili nasıl bir tutuma girdiğinin çok önemi yok. Önemli olan Türkiye'nin müzakereleri yürütme ve tam üyeliğe ulaşma iştahının sürmesi.
O bakımdan, hedefi unutmamakta fayda var.