Hristo'yla ilgili gerçekler

Eğer Hristo'nun öyküsü bir Rum propagandası ise bununla başa çıkmanın en iyi yolu katıksız gerçeği açıklamak değil mi?

Önceki cumartesi yazıişleri müdürümüz Erdal Güven aradı. Güney Kıbrıs'ın saygın gazetesi Politis'in genel yayın müdürü onu aramış ve ertesi gün yayımlayacakları bir haberi ona aktarmıştı. Haber, dün de Radikal'de okudunuz, küçük Hristo'nun öyküsündeki karışıklıklardı. Erdal,
Politis'in haberi bize de göndereceğini söylüyordu.
Öğleden sonra saatlerinde elektronik posta kutuma Politis'in haberinin İngilizce özeti ve Hristo ile annesinin fotoğrafları düştü. Öyküyü bir kez daha hatırlatayım isterseniz:
Politis'e göre, 1974 Ağustos'unda Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ayağından yaralanan 5 yaşındaki Hristo annesi tarafından bir Türk sahra hastanesine getirilmişti. Politis, Hristo'nun buradan Adana'ya, sonra da tedavi için Ankara'ya gönderildiğini, 1975 yılı ocak ayında
Türk toplumu lideri Rauf Denktaş'ın da muhatabı Kleridis'e, 'Sana iyi haberlerim var, çocuk hayatta ve iyi. Yakında onu adaya geri getireceğiz ve annesine teslim edeceğiz' demişti.
Ama sonra Hristo'dan bir daha haber çıkmamıştı.
Politis'in haberini onlar açısından 'yeni' yapan şey, gazetenin elde ettiği bir belgeydi. Belge, Kıbrıs'taki Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Sivil İşler Dairesi tarafından Ankara'da Genelkurmay karargâhında Özel Harp Dairesi'ne yazılmış bir yazıydı. Belgede, Hristo'nun önce Adana'ya sonra da Ankara'ya gönderildiği söyleniyordu.
Bu haber önümüze geldiğinde, ilk işimiz şüphe etmek oldu. Geçmişte Hitler'in anılarının bile sahtesinin yapıldığını bilen bizler, altında imza olmayan o belgenin gerçekliğinden nasıl emin olacaktık? Bir başka soru şuydu: Biz Türkiye'de bu kayıplar konusuyla yatıp kalkmıyorduk ama Kıbrıs Rum toplumu için konu önemli ve sürekli olarak günceldi.
Acaba Hristo diye bir çocuk gerçekten var mıydı ve onun bu macerasını Türk belgeleri de doğruluyor muydu?
Tabii ilk iş Rauf Denktaş'ı aradım. Ama o ülke dışındaydı, ulaşılması kolay değildi vs. Sonra Ankara büromuzun haber müdürü Deniz Zeyrek'i aradım, haberi anlattım, Dışişleri ile konuşmasını istedim.
Birkaç saat sonra Deniz aradı, Dışişleri Kıbrıs Dairesi ile konuştuğunu, Hristo'nun öyküsüne benzer başka bazı 'Rum şehir efsaneleri' de olduğunu, geçmişte Türkiye'nin bu çeşit şehir efsaneleriyle ilgili kesin bilgi ve belgeleri Rum tarafına ve Birleşmiş Milletler'e sunduğunu, Hristo
olayında da, çocuğun Ankara'da öldüğünü ve Denktaş'ın başta verdiği yanlış bilgiye rağmen daha sonra çocuğun ölüm haberini Rum tarafına verdiğini öğrendiğini bildirdi.
Ben hâlâ şüpheciydim, 'O zaman' dedim, 'Çocuğun ölüm belgelerini bulalım, kim bilir belki mezar yerini bile öğrenebiliriz.'
Deniz'den gelen bilgi üzerine Politis'in haberini o gün yayımlamadık, pazartesiye kadar bekleyecek ve eğer belgeleri alabilirsek haberi o zaman yayımlayacaktık.
Politis ise haberini yayımladı. Geçen pazar Politis'in manşetinde Hristo'nun öyküsü vardı. Fakat pazartesi günü bizi bir sürpriz bekliyordu. Sabah gazetesi, Politis'in haberini aynen alıntılamış, sadece adı belli olmayan bir Dışişleri kaynağının tepkisine de yer verdiği haberi manşet yapmıştı.
Bizim elde etmeyi umduğumuz belgeler birdenbire çok değerli hale geldi. En azından artık Sabah'ın da belgelerin peşinde olduğunu varsaymalıydık. Nitekim, birdenbire Dışişleri'nin tonu değişti, yetkililer Hristo ile ilgili belgelerden söz etmez, hatta tam tersine ellerinde hiçbir belge olmadığını söyler oldular.
Acaba Hristo ölmüş müydü, sağ mıydı?
Eğer öldüyse, Türkiye'de mi ölmüştü, Kıbrıs'ta mı?
Ve daha önemlisi, ölüm belgeleriyle mezar yeri neresiydi?
Başladığımız noktadayız açıkçası. Eğer bu bir Rum propagandası ise bununla başa çıkmanın en iyi yolu katıksız gerçeği açıklamak değil midir?