İki kilise öyküsü

Bazen Türkiye'de bazı 'haber'lerin sahiden 'haber' olabilmesi için onların Batı basınında da yer almaları gerekiyor maalesef. Geçen haftaki örnek, Beyoğlu'ndaki Rum Ortodoks kilisesiydi, bu kez ise Alanya'da açılmak istenen Presbiteryen kilisesi.

Bazen Türkiye'de bazı 'haber'lerin sahiden 'haber' olabilmesi için onların Batı basınında da yer almaları gerekiyor maalesef. Geçen haftaki örnek, Beyoğlu'ndaki Rum Ortodoks kilisesiydi, bu kez ise Alanya'da açılmak istenen Presbiteryen kilisesi. İlkini yaygın Türk medyası The New York Times'a haber olduktan sonra fark etti, ikincisi ise The Wall Street Journal'e haber oldu.
Aslında her iki öykü de aylar önce ve defalarca Radikal'de yer aldı. Bence her iki öykü de fazlasıyla ilginç, fazlasıyla insani, fazlasıyla trajikomik yönler içeriyor.
Geçen yıl Kaide'nin ilk bombaları bir cumartesi günü İstanbul'un iki önemli sinagoğunda patladı. Her iki tapınak da ağır hasara uğradı bu patlamalarda. Bir hafta sonra Kaide'nin hedefi İstanbul'daki Britanya Başkonsolosluğu ve HSBC Bankası'nın Levent'teki genel müdürlük binasıydı. Bu patlamalarda da iki bina gerçekten ağır hasara uğradılar.
İlk günler pek farkına varılmayan bir bina daha vardı ağır hasar alan; Beyoğlu'ndaki Britanya Konsolosluğu'nun yakınındaki bir Rum Ortodoks kilisesi.
Aradan bir yıl geçti. Britanya Konsolosluğu onarıldı, eskisinden daha sağlam oldu. Geçen ay Beyoğlu Galata'daki Neve Şalom Sinagoğu onarılmış ve bu tür bombalı saldırılara karşı güçlendirilmiş haliyle yeniden ibadete açıldı. Ama nedense bombadan hasar gören kilise için aradan geçen bunca zamana rağmen onarım izni verilmemişti. Kilise her an çökebilir ve etrafına zarar verebilir durumdaydı, ama söz konusu izni verecek Vakıflar Genel Müdürlüğü bu durumu umursamıyordu bile.
İşin tuhafı, Neve Şalom'a onarım iznini jet hızıyla veren de aynı genel müdürlüktü. Yani, azınlık vatandaşlarımızdan bir kesimi söz konusu olduğunda yapması gereken işi hakkıyla yerine getiren genel müdürlük, bir başka kesim azınlık vatandaşlarımızın vakfı aynı izni istediğinde dosyayı bir yıldan uzun süre sümenaltında bırakabiliyordu.
Ya Antalya'da yaşanmakta olan trajik komediye ne demeli? Bu öyküyü The Wall Street Journal'ın başarılı Türkiye ve bölge muhabiri Hugh Pope'un kıvrak kaleminden gazetemizin sayfalarında zaten okuyacaksınız.
* * *
Geçen haftanın en önemli haberlerinden birini Hürriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin kaleme aldı. Ergin'in bildirdiğine göre hükümet ve Milli Güvenlik Kurulu, 'gizli anayasa' diye de bilinen Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi'ni yenilemek için çalışmalara başlamıştı.
Belge yenilenince elbette ona bağlı diğer belgelerin de yenilenmesi gerekiyor. Bağlı belgelerden biri 'İç güvenlik strateji belgesi.' Ve bu belgede hâlâ daha, Rum Patriği'nin 'ekümenik' sıfatını kullanmasının ve Heybeliada'daki ruhban okulunun açılması çabalarının iç güvenliği tehdit ettiği yazılı. Neyse ki yeni versiyonda, nihayet Türkiye'de sayıları 2 bin civarına düşmüş olan Rum vatandaşlarımızın artık bize tehdit oluşturmayacaklarından emin olunuyor galiba.
Kendi vatandaşını tehdit gören, farklı bir dine en ufak hoşgörü göstermeyen, hatta o dinin ibadethanesine bile tahammül edemeyen bir ülkeyiz biz, bunu kabul edelim. Ve hoşgörüyü, toleransı değil en önce farklıya tahammül etmeyi öğrenelim.