İki tarz-ı devlet...

Geçen gün devlet ile hükümetin farklı birer varlık olduğunu sananları eleştirdim, ummadığım tepkiler aldım.

Geçen gün devlet ile hükümetin farklı birer varlık olduğunu sananları eleştirdim,
ummadığım tepkiler aldım.
Bugün tarihten iki tane öykü aktarmak istiyorum. Sonra üzerinde konuşalım.
19. yüzyılda genç Amerika Birleşik Devletleri’nin Akdeniz’de, özellikle de Güneybatı Akdeniz’de ciddi bir derdi vardır: Korsanlar. Bugünkü Fas-Cezayir-Tunus civarında Amerikan ticareti kötü etkilenmektedir korsanlık faaliyetlerinden ötürü.
Amerika birkaç savaş gemisi gönderir bölgeye, bugün nasıl Türkiye dahil pek çok ülke Doğu Afrika kıyılarında korsanlara karşı bölgeye savaş gemisi gönderdiyse aynı sebeple, aynı işi yapmak üzere.
Bu Amerikan gemilerinden biri, zaman içinde Türkiye’ye gelmeye karar verir. Çanakkale’de durdurulur gemi. Uzun uzun İstanbul’la yazışmalar olur. Osmanlı, ABD’yi bilmemekte,
tanımamaktadır henüz. Nihayet gemiye geçiş izni verilir, gemi gelir İstanbul’da demirler.
Geminin komutanı olan albay iyi kabul görür, sarayda ve diplomatik çevrelerde güzel zaman geçirir. Derken Osmanlı, ülkesinin hükümetinin (ve devletinin de) temsilcisi sayılan albaya bir dostluk ve ticaret anlaşması yapılmasını önerir. Albay da bunu istemektedir. Anlaşma pazarlıkları başlar.
Pazarlıkların son aşamasında gelen bir öneri albayı şaşırtır. Osmanlı, anlaşmanın bazı maddelerinin gizli olmasını istemektedir. Albay uzun uzun anlatmaya çalışır ki, ülkesinin anayasası gizli anlaşmaları yasaklamaktadır, kendisinin kamuya açıklanmayacak bir anlaşmaya imza atma yetkisi yoktur. Bu kez şaşırma sırası Osmanlıdadır, bir anlaşma nasıl olur da gizli olmaz veya gizli maddeler içermez? Nasıl yani, ne konuda anlaşıldığını bütün dünya âlem bilecek midir?
Sonunda anlaşma imzalanır. Anlaşmanın Osmanlıcasında İngilizcesinde olmayan maddeler bulunmaktadır. Amerikan Kongresi, elbette İngilizce metni onaylar ve tanır, Osmanlı ise kendi gizli maddeleriyle ne yapar bilinmez.
***
Kim bilir kaç yıl önceydi, o zamanlar Radikal’de çalışmakta olan Celal Başlangıç elinde bazı belgelerle çıkagelmişti. Belgelerin söylediği, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir gizli kanununun bulunduğuydu.
Yani Meclis toplanmış, bu kanunu önce komisyonda sonra genel kurulda görüşmüş, oylayıp kabul etmiş, ardından Cumhurbaşkanı kanunu onaylamıştı ama kanun Resmi Gazete’de yayımlanmamıştı.
Ben normal bir insan olarak buna inanmak istemedim. Gizli kararnamelere, gizli yönetmeliklere vs. alışkındım ama gizli kanun benim hayal gücümü bile aşan bir şeydi.
Ama kısa zamanda Celal’in haberinin doğruluğu ortaya çıktı, Meclis bu gizli kanunu açıkladı.
***
Amerika’da, ‘Devlet başka hükümet başka’ diye söze girecek olursanız sizi kimse ciddiye alıp dinlemez,
çünkü böyle bir şey olmaz.
Türkiye’de ise biliyorsunuz Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız söze ‘devlet başka hükümet başka’ diye giriyorlar.
Amerika’nın o çok kuvvetli Başkanı, acil bir durumla karşılaşsa ama bütçede ödeneği olmasa beş kuruş para harcayamaz, Kongre ona vermedikçe beş kuruş para bulamaz.
Türkiye’de ise Başbakanlık Örtülü Ödeneği’nin yıllık toplam harcaması çoğu yatırımcı bakanlıktan bile büyüktür, bu paranın hesabı verilmez, hesabı sorulmaz.
Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyeti bütçesinden ‘Örtülü Ödenek’ faslı kalkar, memlekete demokrasi de o zaman gelir.
Ne zaman ki Türkiye’de hiçbir gizli kararname, gizli genelge ve gizli yönetmelik kalmaz, memlekete demokrasi o zaman gelir.
Daha önce değil.