İlelebet payidar kalacak mıyız?

'Bilim ve aklın yol göstericiliğini' seçmiş ülkede, nüfusun ciddi bölümü okuma yazma bilmiyor. Cumhuriyet'i 'ilelebet payidar' kılabilecek miyiz?

Pazar günü bu köşede çıkan yazıda, Osmanlı'nın bilime sırtını döndüğü için batmaya başladığını yazdım. Bilime sırt dönmenin nedeni, bana göre mağruriyetti. Çok sayıda okurumdan bu yazıyla ilgili mektup aldım. Esasen, Osmanlı gibi bir imparatorluğun batışını tek sebebe bağlamama karşı çıkanlar çoğunluktaydı. Ve bu görüşlerini bir hayli kuvvetli biçimde kanıtlarla da destekliyorlardı.
Zahmet edip bana makale uzunluğunda görüş yazan, kitaplar tarayıp alıntılar yapan, internetten çeşitli kaynaklar gösteren okurlarıma saygım büyük ama ben ısrarlıyım, Osmanlı'yı batıran temel etmen, teknolojik üstünlüğünü kaybetmesi, yani bilime, araştırma-geliştirmeye sırtını dönmesi oldu. Bir kez aklın ve bilimin yol göstericiliğinden vazgeçildikten sonra mukayeseli üstünlük kaybedildi ve geri dönüş çok zor oldu. Zaten ondan sonra herşey çorap söküğü gibi geldi.
Bakın, bugün hâlâ 15. yüzyıldan itibaren Batı'yla aramızda oluşmaya başlayan farkı kapatmaya çalışıyoruz. Gerçekte, Atatürk devrimlerinden beri aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabul etmişiz gibi duruyor ama aslında hâlâ kendi teknolojisini kendisi üretemeyen, kendi bilimini bile pek çok fen bilimi dalında kendi yapamayıp dışarıda yapılan bilimi en iyimser ihtimalle gençlerine öğretmeye çalışan bir haldeyiz.
Hal böyle olunca, yani hâlâ kovalamakla meşgul olduğumuz gerçeğini içimize sindirince, insani gelişmişlik endekslerinde hâlâ orta halli ülkeler sınıfında olmamız da şaşırtıcı değil.
Gerçekte hâlâ daha çok çalışmamız lazım, hem de pek çok.
Ama biz gerçekte birbirimizi yemekten, yarın hiçbir önemi olmayacak gündelik siyasi çekişmelere enerjimizi vermekten temel önemdeki konulara giremiyoruz bile.
Bakın, Türkiye'de ifade özgürlüğü konusu hâlâ bir tabu.
Oysa ifade özgürlüğü garanti altına alınmadıkça özgür düşünce olmaz. Özgür düşünce olmadıkça, bilimsel ilerleme de olmaz.
Ünlü Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynmann, daha 50'li yıllarda çıkıp "Minicik makineler olsa, insan vücuduna bunları şırınga etsek ve onlar da gidip vücuttaki hasarı tamir etse" dediğinde kimse ona gülmedi, kimse onunla dalga geçmedi. Çünkü o özgür düşüncenin tadını çıkarıyor, serbest uçuş yapıyordu. Bugün geliştirilmeye çalışılan ve büyük ilerlemeler sağlanan nano teknolojinin temelleri o konuşmada atıldı.
Biz ne yapıyoruz peki? Bir fedakar bilim insanı, bir grup genç arkadaşıyla matematik köyü kurmaya kalkıştığı için onu 'Yasadışı kurs düzenlemek'ten soruşturuyoruz. Bırakın hayal kurmayı, matematik tartışmayı bile polisiye bir olay haline getiriyoruz.
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın bilgisayar yazılımı ihracatını teşvik kapsamından çıkardığını biliyor musunuz?
Kendi topraklarımız ve bitişiğimizdeki topraklar üzerindeki terörist faaliyetleri havadan izlemek için Amerikan Genelkurmayı'nın Ankara'da bizim Genelkurmayımıza bilgisayar bağlaması sizi de beni utandırdığı kadar utandırıyor mu?
'Bilimin ve aklın yol göstericiliği'ni kabul etmiş bir ülkede nüfusun kayda değer bir bölümüne hâlâ daha okuma yazma öğretememiş olmamızı nasıl izah ediyoruz?
Doğumda ortalama yaşam beklentisi 71 olan bir ülkede 50 yaşında emekli olmayı hangi akılla ve bilimle rasyonalize ediyoruz?
Osmanlı'nın neden battığı bence çok açık. Peki bu şartlarda Cumhuriyetimizi sahiden 'ilelebet payidar' kılabilecek miyiz?
Çok çalışmamız lazım. Çok.