İlerlemenin yeni motoru

Türkiye 300 yıldır çağının gereklerine ulaşmak istiyor. Artık güçlü bir ilerleme motoru var: AB.

Türkiye, 300 yılı aşkın bir süreden beri 'modern-çağdaş' olmaya çalışıyor. Ve o zamandan beri 'çağdaş' kelimesiyle 'Batı' ve 'Avrupa' gibi kelimeleri eş anlamlı kullanıyor. Bu anlamda, 300 yıldır 'Avrupalı' olmaya, yani çağının bilgisi, teknolojisi, değerleri, yaşam tarzı ve anlayışlarına erişmeye, bunları paylaşmaya, bunların bir parçası olmaya, hatta onları aşmaya çalışıyoruz. Ve esasen Batı ile en çok paylaştığımız şey de 'ilerleme' fikri.
'İlerleme' ya da 'ilerilik' söz konusu olduğunda, Batı Türkiye'nin hep önünde oldu. Zaman zaman Türkiye ciddi ataklar yapıp kendini çok hızlandırdı, zaman zaman ilerleme işini hayli ağırdan aldı, aradaki farkın açılmasına neden oldu. Ama sonuçta Türkiye hep 'ileri' baktı, Batı'ya baktı.
Bu 'ilerleme'nin motorunun ne olduğu ve ne olması gerektiği hep tartışıldı. Atatürk Devrimleri döneminde motor güç, Atatürk'ün kendisi ve onun kendine güvenli kararlılığıydı. İzleyen dönemlerde başka faktörler motor görevini üstlendi. Türkiye kör topal da olsa ilerlemesini hep sürdürdü.
Ama belki Atatürk döneminde de geçerli olan, aslında son 200 yıldır ama az ama çok geçerliğini koruyan bir motor daha vardı: Dış dinamik.
Türkiye son 25 yıldır 'ilerleme'sini büyük ölçüde dış dinamiğin sağladığı itmeyle yürütüyor. O dış dinamiğin adı Avrupa Birliği.
12 Eylül darbesinin ardından demokrasiye geçildiğinde, Türkiye'de bir daha darbe olmaması ve dolayısıyla 'ilerleme'nin kesintiye uğramaması için AB fikri giderek öne çıkmaya başladı.
AB fikri ve bu dinamiğin getirdiği değişim arzusu, son beş yılda ama en çok da son iki yılda demokratik değişimin önünü açtı, bu anlamda 12 Eylül'de kaybedilen hakların önemli bir bölümünün kazanılmasına yol açtı.
Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğinin tescil edilmiş olması, demokratik standartlar, insan hak ve özgürlükleri konusunda büyük bir 'ilerleme'nin sağlandığının da delili. Kuşkusuz daha yapılacak çok şey var ama en azından demokratik standartlarımızın Avrupa'nın 'asgari standartları'nı yakaladığını söylemeliyiz.
Türkiye, dün itibarıyla Avrupa Birliği'ne tam üye adaylığını yeni ve nihai bir aşamaya geçirdi. Bugüne kadar yapılanlar haklar ve özgürlükler konularına yoğunlaşmıştı, şimdi tek tek vatandaşlarımızın hayat standardını Avrupa'nın 'asgarisi'ne getirmeye çalışacağız önümüzdeki dönemde.
Bu anlamıyla bakıldığında, önümüzdeki 8-10 yıl içinde sağlamamız gereken 'ilerleme'nin bugüne kadar sağlanmış 'ilerleme'den katbekat fazla olacağını görürüz.
Ama elimizde çok kuvvetli bir 'ilerleme motoru' var artık. O motorun adı, çok kuvvetli bir bağla bağlandığımız Avrupa Birliği.
Bir 'zafer' kazandığımızı düşünmek için çok erken. Evet, dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da söylediği gibi 'Başardık' ama gerçek zafer, Atatürk'ün gösterdiği hedefi yakaladığımıza kani olduğumuzda, yani 'muasır medeniyetler seviyesi'ne ulaştığımızda gerçekleşmiş olacak.
Maalesef henüz o seviyeden hayli uzağız. Ama bu bizi yıldırmamalı, korkutmamalı. Buraya çok uzun yoldan geldik, o zafere de elbette ulaşacağız. AB, oraya ulaşmamız için faydalı bir araç, çok önemli bir araç. Amaçsa onun da ötesi olmalı.
Şimdiden kolları sıvamalıyız. Türkiye'ye kolay gelsin.