İnsan beyni nasıl çalışıyor? (4)

Sakın sıkılmayın, Prof. Matvin Minsky'nin 'The Society of Mind' adlı kitabından hareketle insan beyninin nasıl çalışıyor olabileceğiyle ilgili akıl yürütmeye daha devam edeceğiz.

Sakın sıkılmayın, Prof. Matvin Minsky'nin 'The Society of Mind' adlı kitabından hareketle insan beyninin nasıl çalışıyor olabileceğiyle ilgili akıl yürütmeye daha devam edeceğiz. Geçen hafta insan beynine hükmeden bir 'patron' olmadığını, zaman zaman kendi içimizde yaşadığımız düşünsel çelişkilerin beynin normal işleyişi olduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün biraz 'kendini bilmek'ten söz etmek istiyorum.
Kelimelerle bir insanı tarif etmek mümkün müdür? Çoğu zaman mümkün olduğunu düşünürüz. Ama aslında değil başkasını, en fazla tanıdığımızı sandığımız kendimizi bile hakkını vererek kelimelere dökemeyiz. Neden?
İsterseniz önce yanılsamalarımızı konuşalım.
Bir insanı kelimelere dökmenin başarılabilir olduğunu düşünürüz, çünkü pek çok şeyi hiç söylemeden geçmeyi kimse yadırgamaz. Bunların bir bölümüne 'insan doğası' deriz. Mesela, saldırganlık savunmacılığı tahrik eder.
Bunu biliriz zaten. Dolayısıyla tekraren söylememize çoğu zaman gerek kalmaz.
Ayrıca, bireylerin 'karakter'leri olduğunu da biliriz. Ne bileyim, Ahmet çok TİTİZDİR, Ayşe DÜRÜSTLÜĞE ÇOK DİKKAT EDER, Gökhan DAĞINIKTIR, 'Selin asla öyle şeyler yapmaz, bu onun tarzı değil' gibi.
Peki ama bu çeşit karakter tanımlamaları neden vardır? Ya da şöyle sorayım: Nedir kişiliği bu kadar kolay yazılabilir kılan?
Mesela, neden bir kişinin 'titiz olmaya büyük eğilim taşıdığını' söylemek yerine onun için 'Bazı konularda titizdir ama bazı konularda da acayip
dağınıktır' gibi nispeten karmaşık cümleler kurmayız?
Daha da şaşırtıcısı, milyonlarca, hatta milyarlarca 'birim'den ve 'ünite'den oluşan bir sistemi tek bir kelimeyle tanımlamak ne kadar doğru acaba? Bazı nedenler bulabiliriz:
1. Seçicilik: Biz, başkalarının kişiliğini kendi tanımlayabildiğimiz biçimlerde görmeye eğilimliyiz. Ve tanımlayamadığımız, tanımadığımız, bilmediğimiz unsurları da görmezden gelmeye...
2. Tarz: Bazı şeyleri önemsiz görme ve önemsiz olarak adlandırma zahmetinden kaçınmak için diğer şeyleri sistematize etmeye, çeşitli kategoriler altında adlandırmaya eğilimliyiz.
3. Kestirilebilirlik: Güven olmadan bir dostluk oluşturulamayacağı için, dostumuz olacak olan kişiyle ilgili beklentilerimizi azaltırız.
4. Kendine yeterlik: Ve zaman içinde, karşımızdaki kişiye atfettiğimiz o kelimelerle adlandırdığımız kişilik özelliklerinin 'gerçek'e dönüştüğünü görürüz.
Elbette arkadaşlarımıza güvenmek güzel bir şey ama önce biz kendimize güvenmeliyiz! Peki ama bu nasıl mümkün olabilir? Daha doğrusu, kendi kafamızın içinde neler olup bittiğini çözememişken bu nasıl mümkün olabilir?
Aslında uzun lafın kısası şu: Kişiliğimiz, bir kişinin pek ama pek küçük bir bölümüdür.
Beynimizde davranışlarımızı etkileyen o kadar çok sayıda farklı süreç vardır ki, bunlar asla doğrudan yüzeye çıkmadan işlerini görürler ve işte o yüzden asla kendimizi tam olarak tanıyamayız.
Kendimizi tanıyamıyorsak, başkalarını herhalde hiç tanıyamayız ama tanıdığımızı sanırız, hatta kendimizi tanıdığımıza inandırırız bile...