İnsan beyni nasıl çalışıyor?

Orhan Pamuk'un cümlesini biraz değiştirerek yeniden söyleyeceğim: Bir kitap okuyorum ve inanılmaz derecede zenginleştiğimi hissediyorum.

Orhan Pamuk'un cümlesini biraz değiştirerek yeniden söyleyeceğim: Bir kitap okuyorum ve inanılmaz derecede zenginleştiğimi hissediyorum. Yazarı Marvin Minsky. Amerikalı. Boston'daki meşhur Massachusetts Institute of Technology'nin içindeki yine meşhur yapay zekâ (Artificial Intelligence) laboratuvarının kurucularından. Kitabının adı ise 'The Society of Mind-Akıl Toplumu.'
MIT içindeki yapay zekâ çalışmaları 1950'li yılların sonlarında başlıyor. 60'ların ikinci yarısında Minsky ve öğrencileri, kendilerine hayli basit gelen bir deneyi yapmak için kolları sıvıyorlar. Öyle bir robot yapsınlar ki, bir bebeğin kolayca gerçekleştirdiği bir oyunu, tahta blokları üst üste dizip bir kule kurma oyununu oynayabilsin. Yani, gören, gördüğü şeyi tanıyan, elini uzatıp onu alan, elindeki şeyi daha önce üst üste koyduğu aynı şeylerin en tepesine yerleştiren ve bunu yaparken var olan kuleyi yıkmayan bir robot... Kolay gibi gözüküyor değil mi? Hiç de değil. Minsky ve öğrencileri 10 yıl boyunca uğraştıktan sonra pes ediyorlar.
***
Evrendeki her şey atomlardan oluşuyor. Biz de, ağaçlar da, kayalar da, otomobiller de... Minsky'nin kitabının temel sorusu şu: "Nasıl oluyor da, zeki olmayan bir şeyden zekâ doğuyor?"
Öyle ya, beyin hücrelerimiz de sonuçta atomlardan müteşekkil. Bu 'akılsız' atomlar bir araya geliyorlar ve bir akıl oluşturuyorlar. Minsky, beyin hücrelerinin tek tek ya da bazen minik gruplar halinde bir araya gelerek çok basit bazı işleri yaptıklarını söylüyor. Buna Minsky'nin verdiği isim 'agent.' Ben 'birim' diyeceğim. Bu birimlerden birkaç tanesinin bir araya gelerek oluşturduğu yapıya Minsky 'agency' adını veriyor, ben 'ünite' diyeceğim.
Şimdi şu bebeğin tahta bloklarla kule yaptığı oyuna geri dönelim...
Burada 'oyun' ünitesi, kendi alt birimlerine 'kule kurmaca' oynanacağını söylüyor. Alt birimlerden biri 'gör.'
O birim kuleye konacak ilk tahtayı 'görüyor.' Hemen ardından 'kavra' devreye giriyor. O birim ele komut veriyor, el uzanıyor ve tahtayı kavrıyor. Fazla uzatmayayım, sonda 'bırak' adlı birim var, o da tahtayı kulenin tepesine bırakıyor ve tekrar en başa dönüyoruz.
Bizim için son derece basit gibi gözüken bu işlemler, sadece yapay zekâ
için değil bir bebek için de hayli zor, hayli komplike şeyler. Bize basit geliyor ama aslında biz de zamanında bunu yapmayı öğrendik, yani izlediğimiz bebeğin geçtiği yoldan geçtik. Fakat o kadar uzun zaman önce öğrendik ki, tahtaları uygun basınçla elimizde tutup sonra da kulenin tepesine yerleştirmeyi, bugün onları tek tek öğrendiğimizi hatırlamıyoruz bile. İşte, Marvin Minsky'ye göre akıl, bu tek tek birimlerden, onların birleşip oluşturduğu 'ünite'lerden ve ünitelerin üst ünitelerinden meydana geliyor. Tek tek baktığınızda birimler çok basit işler yapan 'akılsız' şeyler. Ama bir araya geldiklerinde bir akıl oluşturuyorlar.
O yüzden en önemli şey 'ünite'ler arası ilişkiler. Mesela, acaba iki ünite bir konuda çatışmaya girdiğinde bu sorun nasıl çözülüyor?
Örneğimize devam edelim. Bir yanda, kule yapmaktan hoşlanan 'yapıcı' ünitesi var. Öte yanda ise o kuleyi bir vuruşta yıkmak isteyen 'yıkıcı' ünitesi. Üstelik bunların hepsi de 'oyun' ünitesinin alt üniteleri. Yapıcı doğal olarak kuleyi yapmaya devam etmek istiyor. Yıkıcı ise bir an önce yıkmak. Bu çatışmayı kim çözecek, nasıl çözecek?
Haftaya devam edelim.



İstanbul'da başlayan Otoshow'un bu yılki yıldızı bir otomobil değil bir robot. Honda tarafından üretilen Asimo isimli robot, insana benzemesi ve merdiven inip çıkabilen ilk robot olması bakımından çok önemli. Açıkçası halen var olan en başarılı robot. Ama henüz insan beynini değil vücudunu taklide uğraşıyor. Ve Asimo'yu bugünkü haline getirmek 18 yıl almış. Yani gerçek bir yapay zekâ için ne kadar yolumuz olduğunu varın siz hesaplayın...