Irkçılığı ayıplamadan olmaz

Irkçılıkla mücadele edeceksek, önce böyle bir meselemiz olduğunu kabul etmeliyiz, ki galiba Başbakan kabul ediyor. Irkçılığın ayıplanması işin özü...

Hrant Dink öldürüldüğünden beri ırkçılığı da konuşuyoruz. Kimileri, 'Türk milliyetçiliği mahkûm edilmek isteniyor' diye yapılan tartışmaların toptancı diline karşı çıkıyor, kimileri 'Irkçılık sadece bizde yok' diyor.
Eğer 'Türk milliyetçiliği' denen şey ırkçılığı da içeriyorsa, bence onun da mahkûm edilmesi gerekir elbette. Kendilerine 'Türk milliyetçisi' diyenler, eğer görüşlerinin ırkçılık, nefret ve şiddet çağrısı içermediğini iddia ediyorlarsa, ilk yapmaları gereken şey, ırkçı, nefret ve şiddet çağrısı içeren gruplarla aralarına öyle belirsiz değil çok açık ve net çizgi çizmek olsa gerek.
Bakınız, çok masummuş gibi gözüküyor ama mesela televizyonda porgrama da çıkan bir meczup profesörün başı çektiği ama artık tamamen kontroldan çıkmış bulunan 'Sabetayist' avını ele alalım. Aylardır internette, dergilerde, televizyonlarda, çok satan kitaplarda bir sürek avı devam ediyor.
İnsanların isimlerinden veya soyadlarından yola çıkarak onların etnik ve dini aidiyetlerini 'ortaya çıkarmaya' dönük bu şey, hiç de masum bir iş değil. Açıkça Yahudi düşmanlığı, açıkça anti-semitizm bu yapılan.
Ama bakıyorsunuz, bu yapılanı ayıplayan tek bir kişi çıkmadığı gibi, bu işlerin başını çeken meczuba 'ilginç' olduğu için herhalde televizyon programı bile yaptırılıyor.
'Türk milliyetçiliği'nin ırkçılık olmadığını iddia eden, Türkiye'de yaşayan gayrımüslim azınlıkların 'bize emanet' olduğunu söyleyen Milliyetçi Hareket Partisi'nin genel başkanı, ülkücü gençleri Haliç'e, Rumların haç atmasını engellemek üzere gitmeleri için görevlendirdiğine dair demecini hatırlamıyor herhalde.
O genel başkan ki, haçın düştüğü yerin kutsandığı, Rum Patrikhanesi'nin Vatikan benzeri bir statü peşinde olduğu gibi en hafif deyimle 'uydurma' bilgilerle hepsi de vatandaşımız olan ve zaten bir avuç kalmış olan Rumları 'Ülke topraklarından toprak isteyen hainler' olarak damgalamaktan
bugüne kadar hiç kaçınmadı.
'Irkçılığa karşıyım, biz kafatasçı değiliz' diyen, bu çeşit algılanabilecek açıklamalardan, gerçek bilgilere dayanıyor olsa bile kaçınırdı. Kaldı ki MHP Genel Başkanı aslında uydurma olduğunu bile bile kör bir nefreti körüklemekten kendini alamıyor.
Daha önce yazmıştım, tekrar edeyim: Doğrudur, ırkçılık ve ayrımcılık dünyanın her yerinde var ve maalesef dünya durdukça da olacakmış gibi gözüküyor.
Yalnız, uygar demokratik ülkelerle daha az uygar ve daha az demokratik ülkeler arasında ırkçılığın varlığı bakımından bir fark olmasa da ırkçılığa karşı takınılan tavır konusunda ciddi bir fark var: Onlarda, yani uygar demokratik ülkelerde ırkçılık ortaya çıktığı anda kınanan, ayıplanan, çoğu yerde yasalarca suç olarak tanımlanmış bir kötülük.
Bakın daha geçenlerde The New York Times gazetesi polis istatistiklerine dayanarak, polisin daha çok siyahi ve Latin kökenli Amerikalılardan sokakta şüphelenip üst baş araması yaptığını yazdı. Bu haber, New York'ta hemen 'ırkçılık' olarak algılandı, sivil toplum örgütleri harekete geçti, New York polisini yöneten New York Belediyesi açıklamalar yaptı vs. Yani konu unutulmaya terk edilmedi, haber 'kuru bir istatistik' muamelesi görmedi.
Bir de bize bakın: Eskiden ancak kapalı kapılar arkasında ve alçak sesle söylenebilen türden ırkçı ayrımcı şeyler ülkemizde artık parti mitinglerinde, basın toplantılarında açık açık söylenebiliyor ve kimse bu sözleri ayıplamıyor, üstünde bile durmuyor hatta.
Irkçılıkla mücadele edilmek isteniyorsa eğer, önce böyle bir meselemiz olduğunu kabul etmeliyiz ki galiba Başbakan Erdoğan böyle bir meselemiz olduğunu kabul ediyor.
Bundan sonra yapılması gereken ise en azından ırkçılığı ayıplamak olmalı.
Bu mikrobu içimizden çıkarmak için eğitim dahil bütün çareleri de aramaya başlamamız gerek.