Irkçılıkla mücadele şart

Irkçılık ve ayrımcılık hayatımızdan çıkmalı. Biz gazeteciler, işe gazetelerden başlayabiliriz.

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, dün ve önceki gün aynı konuyu yazdı. Dünkü yazı, daha çok bir gün önceki yazıyı yanlış anlayanlara yönelikti. Açıkçası ben Özkök'ün önceki günkü yazısına çok da itiraz etmemiş, hatta büyük ölçüde doğru bulmuştum.
Özkök, o yazısında Hrant'ın katilinin arkasında ciddi bir örgüt bağlantısı bulunmamasının daha vahim olduğunu söylüyordu. Ben de bu görüşteyim. Ancak aynı Özkök dün, 'Hrant Dink'i vuran adamı çok iyi tanıyorum' dedikten sonra ekliyor: "Bu, Martin Scorsese'nin 'Taksi Şoförü' filmindeki adam."
İşte burada benim itirazım var.
* * *
The New Yorker dergisinin 18 Aralık 2006 tarihli sayısında George Packer imzalı 'Düşmanı tanımak' başlıklı bir haber-analiz yayımlandı. Bu analizde Packer, David Kilcullen adlı Avustralyalı bir askerin büyük ölçüde Kaide terörü üzerine ama yine de genel anlamda 21. yüzyılın yeni terör biçimi üzerine görüşlerini aktarıyor ayrıntısıyla.
Bu görüşlerin en çarpıcısı, terör örgütlerinin şekil değiştirmesiyle ilgili. Artık internetin kendisi neredeyse örgüt yerine geçiyor. Dünya çapında veya ülke çapında çok ama çok gevşek biçimde de olsa benzer fikirleri, öfkeleri, önyargıları paylaşan insanlar internette birbirlerini buluyorlar, teorilerini geliştiriyor, ideolojik yapılanmalarını burada gerçekleştiriyorlar ve sonra da bireysel veya en fazla birkaç kişilik grup olup eylemlerini yapıyorlar.
Çağımızın yeni terörü bu. Hrant'ın öldürülmesinde bu tarifini yapmaya çalıştığım altyapının tamamını görebilirsiniz. Kendisine 'milliyetçi', 'mukaddesatçı', 'ulusalcı', 'antiemperyalist' veya her ne ise onu diyen insanlar, internette birbirlerini buluyorlar. Birbirlerinin yüzünü hiç görmemiş olsalar bile, Hrant'tan nefret etmekte buluşuyorlar. Ve sonra içlerinden biri eline silahı alıyor, Hrant'ı öldürüyor. O sitelerde, o 'chat room'larda şu an hangimiz için neler konuşulduğunu bilmiyoruz.
İşin kötüsü başta MİT ve polis olmak üzere kimse bilmiyor. Şu anda hangi 'bireysel' terörist kimi öldürmeye hazırlanıyor acaba?
Bu yatay, hiyerarşik olmayan yepyeni örgütlenme modelidir Hrant'ın katlinin ardındaki oluşum. Esasen sandığımızdan çok daha büyük, çok daha vahim, çok daha gizli, çok daha masumane bir maskenin ardına gizlenmiş bir terör örgütü var karşımızda. Bunu bilmeden bununla mücadele edemeyiz. Mücadele etmek isteyip istemediğimiz konusunda da artık ciddi şüphelere sahibim. Kaldı ki, ceza ve anti-terör yasalarımızın bu yeni çeşit yapılanmayı bastırmaya yeterli olup olmadığı da hayli kuşkulu.
Taksi Şoförü'nün kahramanı, bu anlamda Ogün Samast'ın tam tersi. O gerçekten tek başına ve ülkemizde son zamanlarda sevilen deyimle tam bir 'meczup.' Oysa Samast ve onu kullananlar çok ciddiler.
Özkök, bu 'fikri platform'u ve aslında gizli şiddet çağrısı da içeren o fikirlerin nasıl toplumda yayıldığını da sorgulamalı.
* * *
Gelelim Mehmet Yılmaz'a...
O da dünkü yazılarından birinde, yazar Yaşar Kemal'in AGOS gazetesini ziyaret ettikten sonra 'Dünyanın hiçbir memleketinde Türkiye'deki kadar ırkçılık kalmadı' demesini yazmış. Yılmaz haklı olarak dünyanın dört bir yanında ırkçılık olduğunu söylüyor, 'Irkçılık tek bizde kaldı' kompleksine kapılmamak gerektiğini belirtiyor.
Tamam, ırkçılık dünyanın her yerinde var. Daha geçenlerde polis New York'ta sokak ortasında bir Afro-Amerikalıyı kurşun yağmuruna tutup öldürdü. Almanya'da, Yunanistan'da, Romanya'da, Bulgaristan'da, Macaristan'da, İngiltere'de ve daha pek çok yerde olanları biliyoruz, ırkçı partilerin parlamentolara girdiğini, hatta Avrupa Parlamentosunda grup kurmaya hazırlandığını da görüyoruz.
Ancak, bütün bu bilgiler bize ırkçılığın Batıda AYIPLANAN ve ortaya çıktığında kamu otoritesinin hemen önlem almaya çalıştığı bir KÖTÜLÜK olarak peşinen algılandığı gerçeğini unutturmamalı.
Bizde ise, Radikal dahil günlük gazetelerin tamamında hemen hemen her gün birden fazla ırkçı-ayrımcı tanımlamalara rastlamak mümkün. Daha geçen gün, bir genel yayın müdürü açıkça ırkçı olan bir başlıktansa daha az ırkçı olanı tercih etmesiyle övünüyordu, bir başka gazete atmayı düşündüğü ırkçı başlığı Hrant'ın uyarısı üzerine atmadığını okuyucularına duyuruyordu.
Kürtlere, Araplara, Ermenilere, Rumlara, Yahudilere karşı yapılan en basitinden en ağırına ırkçı davranışların ayıplandığını bir kere bile görmedim ben bu ülkede. Yıllarca TRT, PKK ve Abdullah Öcalan'dan 'Ermeni dölü' diye söz etti, ben kimsenin bu durumu bırakın eski ceza yasasının 312. maddesi kapsamında görmeyi, ayıpladığını bile hatırlamıyorum.
Yaşar Kemal'in kastettiği şey, ırkçılığın bizdeki bu içselleştirilmiş hali. Sıradan faşizm bizde öyle yaygın ki, bunu biz hayatın gerçeği sanıyoruz. Oysa değil. Olmamalı.
Mehmet Yılmaz'ın bu yazdıklarıma katılacağını biliyorum, o güvenle yazıyorum zaten.
Irkçılığı ve ayrımcılığı hayatımızdan çıkarmalıyız. Biz gazeteciyiz, işe gazetelerimizden başlayabiliriz.
O zaman belki yeni Hrant'lar ölmez.