Kardak diyene bak

CHP'nin yeni yıldızı, emekli Büyükelçi Onur Öymen, Kardak krizinde bir kriptoyu Dışişleri Bakanı Deniz Baykal'a iletmemiş, sorun derinleşmişti.</br>

Emekli büyükelçi Onur Öymen, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni yıldızı. Partinin başlıca sözcüsü ama özellikle dış politika konularında partinin yeni çizgisinin belirleyicisi.
Önceki gün Meclis'te yapılan Kıbrıs genel görüşmesinde önerge sahiplerinden biri olarak partisinin görüşlerini bir kez daha o açıkladı Meclis kürsüsünde. Kıbrıs konusunda bilinen görüşlerini tekrarladı, hükümeti Milli Güvenlik Kurulu'nun çizdiği sınırın dışına çıkmakla ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a baskı yapmakla suçladı. Evet bunlar Onur Öymen'in daha önce çeşitli TV programlarında da dile getirdiği görüşlerdi, o bakımdan benim için yeni değillerdi.
Ama aynı Öymen konuşmasının bir yerinde 1995 sonlarındaki Kardak krizinden ve o dönemde izlenen politikaların başarısından söz edince benim de anılarım canlandı. Çünkü Onur Öymen o dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı'ydı, Dışişleri Bakanı ise şimdiki lideri Deniz Baykal'dan başkası değildi.
Burada uzun uzun Kardak krizinin ayrıntılarına ve oluş biçimine girecek
değilim ama Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getiren bu olayla ilgili kısa bir hatırlatma yapmam gerek:
Kardak ya da Yanunistan'ın verdiği isimle Imia kayalıkları Bodrum Gümüşlük'ün biraz açığında, Türkiye'ye hayli yakın kayacıklar. Üstünde insan yaşamıyor. Ama adalardan birinin üzerinde Yunanistan tarafından dikilmiş ve işletilen bir deniz feneri var.
Bir gün fırtınalı bir havada Türk bayraklı bir yük gemisi Kardak kayalıkları yakınında karaya oturdu. Gemiyi kimin kurtaracağı iki ülke arasında sorun oldu. Gerçi gemi sonra kurtuldu ama Yunan medyası olayı spekülasyon konusu haline getirdi ve bir televizyon kanalı, yanlarına aldıkları bir belediye başkanıyla gidip adaya Yunan bayrağı dikti.
Bayrak dikme olayı Türk medyası tarafından infialle karşılandı ve derken iki ülke arasında o kayalıkların kime ait olduğuyla ilgili kriz çıktı, işin içine ordular, donanmalar girdi. Her iki taraf da adaların kendisine ait olduğunu iddia ediyordu.
Oysa bu adaların ve ada benzeri kayalıkların hangi ülkeye ait olduğu konusunda İtalyan hükümeti geniş bilgi sahibiydi, çünkü buraları İtalya Yunanistan'a devretmişti.
Krizli günlerde bir gün İtalyan Dışişleri Bakanı Dini, Türk Dışişleri Bakanı Deniz Baykal'a, bu kayalıklarla ilgili geniş bir bilgiyi Roma'daki Türk büyükelçisi aracılığıyla aktardıklarını söyledi. Oysa Deniz Baykal'ın aktarılan bu bilgiden haberi yoktu, çünkü Roma büyükelçisinin gönderdiği kriptoyu görmemişti. Kripto, Onur Öymen'de takılmış kalmış, Baykal'ın bilgisine sunulmamıştı.
İtalya'nın verdiği bilgiler ve Yunanistan'ın elinde olan belgeler Kardak krizinde Türkiye'nin haklı olmadığını gösterir nitelikteydi. Türkiye ise kayalıkların kendisine ait olduğunu bir türlü belgeleyemiyordu.
Oysa krizin ilk günlerinde gerek Dışişleri Bakanı Baykal'a ve gerekse Başbakan Tansu Çiller'e Türkiye'nin bu sorunda yüzde yüz haklı olduğu yönünde bilgiler verilmişti. Zaten Başbakan Çiller kendisine verilen
bu bilgilerin ışığında Kardak'la ilgili olarak, "O bayrak inecek, o asker gidecek" sloganını dile getirmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni harekete geçirmişti.
İki ülke gerçekten savaşın eşiğine gelmiş, Türkiye Bodrum ve civarına asker sevk etmiş, donanmanın firkateynleri Kardak ve civarında dolaşmaya başlamıştı.
Peki kimdi Kardak'la ilgili yanlış bilgileri veren? Kimdi kayalıkların Türkiye'ye ait olduğunu öne süren? Kimdi iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren?
Bütün bu soruların cevabını Deniz Baykal elbette çok iyi biliyor. Yine Baykal, o krizli gecede onurlu çıkış yolunu bulan iki üst düzey diplomatın kimler olduğunu da çok iyi biliyor. Zaten onlardan biri, artık partisinin vitrininde pek de sergilemek istemediği bir başka emekli büyükelçi.