Karın altında kalan...

Sabah İstanbul'a iki saat boyunca yağan kar, megakenti felç etmeye yetti.

Sabah İstanbul'a iki saat boyunca yağan kar, megakenti felç etmeye yetti. Şimdi hep birlikte, cuma sabahı yaşadığımız büyük kaosa ve çektiğimiz güçlüklere bir sorumlu arıyoruz.
Sorumluları bulmak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Önce kendimizden başlamamız lazım.
Herkesin karla karşılaşma ve çektiği cefa öyküsü ayrı. Bu meseller etrafımızda daha yıllarca konuşulacak, herkes kendi öyküsünü anlatacak. Ama her halde en korkutucu öyküler, öğrencilerinki olacak.
İstanbul'un her semtinde kar yağışının farklı saatlerde başladığı anlaşılıyor. Benim oturduğum semtte sabah 07.00'de hiçbir şey yoktu. Yağış 07.30-08.00 arasında başladı. Öğrencilerin büyük bir bölümü o sırada okul servislerindeydi.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü, okulların kapatılıp kapatılmayacağına bir türlü karar veremedi. Önce, 'Okullar kesinlikle açık olacak' dendiği halde saat 09.00'a doğru okulların kapandığı açıklandı.
İstanbul'un yerleşimi yoğun semtlerinde kaos o zaman başladı. Bir anda servisler dönüş yolculuğuna çıktı. Hem öğrenciler hem veliler perişan olmuştu.
* * *
Esasen İstanbul'a günlerdir yoğun kar uyarısı yapılıyordu. Meteoroloji'yi hâlâ bir bilim dalı kabul etmemekte direnen İstanbul Valiliği, neden sonra, dün öğlen saatlerinde kriz yönetimine geçti. Oysa o sırada kar durmuş, köprüler hariç ana yolların tamamı ulaşıma açılmıştı bile.
Meteoroloji, öğleden sonra için tipi uyarısı yapıyordu, valilik ise insanlara 'Evlerinize dönün' çağrısı yapacağına, zincirsiz araçların ana arterlere girişini yasaklıyordu. Oysa ana arterlerin çoğu açıktı zaten.
* * *
İstanbul'da otoyollar dışında kalan ana yolların açık olmasının garantisi hep belediye otobüsleri olmuştur. Onlar sabah erken saatlerde zincirleri takılmış olarak yola çıkarlar ve yolları açarlardı.
Ama dün bu olmadı. Otobüsler sabah karsız havayı görünce zincirsiz çıkmıştı. Kar bastırdığında ise pek çok belediye otobüsü yollarda kaldı, trafiği tıkayan ana unsurlardan biri haline geldi.
Anlaşılan belediye de meteoroloji bilimine inanmıyordu, günlerdir yapılan uyarıları dinlememişti.
* * *
Şehrin İstanbul yakasında sabah saatlerinde otomobilleriyle otoyollara, özellikle de TEM'e ulaşmayı başaranlar hemen hemen hiç sorun yaşamadan işlerine ulaştılar. Bunda, Kadıköy yakasından araçların Avrupa tarafına geçememesinin büyük rolü vardı kuşkusuz ama esas önemlisi, Karayolları işini yapmış, yolları temizlemişti. Bu yazıyı yazarken pencereden TEM'e bakıyorum, yolun açık olduğunu görüyorum.
Bu tür olaylara en hazırlıklı kurum kuşkusuz Karayolları idi. Ama onlar da köprülerdeki buzlanmayı engelleyemediler, güvensiz araçların köprüye girmesine izin verip yolların tıkanmasına yol açtılar.
Yani, kimse işini yeterince iyi yapamadı aslında.
* * *
İstanbul bir doğal afet mi yaşadı dün? Hayır. Kar, esas olarak iki saat yağdı ve burada konuştuğumuz etkiyi yarattı.
Ama hemen İstanbul Belediyesi dahil yetkililer, geçen yıl New York'un bile bu hale geldiğini, şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini falan anlatmaya başladılar.
Oysa herkes işini yapsa ve işini yapmaya
hazır vaziyette beklese, İstanbul dünü tümüyle normal olmasa da çok daha hasarsız atlatabilirdi. Bu yapılmadı. O kadar ki, yollarda bize ne yapmamız gerektiğini söyleyecek trafik polisi bile yoktu doğru dürüst.
* * *
Böyle kriz anlarında en önemli şey, yetkili makamdaki kişilerin halkla iletişim içinde olması, halka gerekli uyarıların zamanında yapılması.
İstanbul Valisi, halkla iletişime geçtiğinde
vakit öğlen olmuştu. İstanbul Belediye Başkanı'na hiçbir yerde rastlanamadı, onun yerine belediyenin ulaşım daire başkanı çaresizliğini ifade eden açıklamalar yaptı.
Belki medya da, özellikle radyo ve televizyonlar da başlangıç saatlerinde işlevlerini yeterince iyi yerine getiremediler, halka yeterli bilgiyi gereken zamanda iletemediler.
* * *
Gazeteci ağabeyimiz Nezih Demirkent,
"İstanbul'a kar yağmadan Türkiye'ye karakış gelmez" derdi bir zamanlar. Gerçekten de öyle. İstanbul'a kar yağdı ve Türkiye'ye karakış geldi.
Karın altındaysa hepimiz kaldık.