Keşke 12 yıl geç kalmasalardı

Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu dün kameraların karşısına geçtiler ve...

Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu dün kameraların karşısına geçtiler ve uzun yıllardır konuşulan merkez sağda birleşmeyi açıkladılar, iki parti pek yakında Demokrat Parti adı altında tek bir parti halinde 'bütünleşecek.'
Onların açıklamalarını radyoda dinlerken ben de 43 yaşında olmama rağmen yaşlı bir adam gibi hatıralara daldım, 80'lerin ikinci yarısını, 90'lı yılları, özellikle de 1995 ve sonrasını düşündüm.
ANAP'ı 1983'te Turgut Özal kurdu. Askeri yönetim döneminde Adalet Partisi kapatılmış, bu partiyle ikinci dereceden bağı olanlar bile yasaklanmıştı. ANAP bu şartlarda 1983'te yüzde 40'tan fazla oy alarak tek başına iktidar oldu. Oldu ama Turgut Özal daha birinci günden itibaren AP lideri Süleyman Demirel'den korktu.
1986'da yapılan araseçimde Turgut Özal ciddi bir başarısızlık yaşadı, Demirel ANAP'ı silkeliyordu. Zaten o dönemin siyasi sloganı 'Silkele Baba düşecekler'di.
1987'de, Anayasa'nın 5 ve 10 yıl siyaset yasağı getirdiği Demirel ve onun gibiler için yasakların kaldırılması referanduma sunulabildi bu ülkede. Yani, Demirel, Ecevit gibi liderlerle yüzlerce siyasetçi, temel siyasi haklarını kazanabilmek için referanduma girmek zorunda bırakıldı Özal tarafından. Referandumda yasaklar kıl payıyla kalktı, Özal hemen seçim ilan etti, bu arada seçim yasasıyla da öyle bir oynadı ki, aldığı yüzde 36 oyla yine tek başına iktidar oldu. En büyük korkusu hâlâ Demirel ve onun DYP'siydi.
ANAP-DYP rekabeti Özal'ın siyasi hayatının sonuna damgasını vurdu, sonunda televizyonda 'Muhalefet olmam' diyerek ağlamaklı konuşmalar yapan Özal çareyi Köşk'e kaçmakta buldu. 1991'de seçimi kendi siyasi hayatının en düşük oyuyla ve kıl payıyla da olsa kazanan Demirel, koalisyonu ANAP'la değil merkez soldaki SHP ile yaptı. Nefret o boyuttaydı yani.
Özal'ın ölüp Demirel'in Köşk'e çıkmasından sonra rekabet Tansu Çiller ile Mesut Yılmaz arasında yaşandı. Bu rekabet, eskisinden bin beterdi. Her türlü belden aşağı vuruş yapıldı ve Çiller 1995'te seçime zorlandı.
Ama on yıldır yaşanan bu 'kanlı' rekabet her iki partiye de kaybettirmiş, aradan Erbakan'ın Refah Partisi çıkmış ve 1994'te yerel seçimi kazanmıştı. 1995 seçimini de kazanacağı kuşkusuzdu.
Seçim öncesi ortak akıl DYP ile ANAP'ın rekabeti bırakıp birleşmesini veya ortak hareket etmesini gerektiriyordu ama o aşamada siyasette 'akıl'ın yeri yoktu. İki partinin rekabeti basına da yansıdı, daha önce görülmemiş bir yapay kutuplaşma yaşandı.
1995 seçiminde iki parti de oy kaybetmiş, bu arada Türk siyasetinin geleneksel olarak yüzde 7-9 arası oy alan İslamcı kesimi marjinal olmaktan çıkıp yüzde 22'ye yükselmişti. Merkez sağdaki kavga merkezi parçalamıştı yani.
Seçim sonrası 'baba'lar devreye girdi, ANAP ile DYP koalisyon kurdu, Mesut Yılmaz Başbakan, Çiller de yardımcısı oldu. Oldu ama ANAP kavgayı bitirmemişti, Çiller için yolsuzluk önergeleri verildi. Bunun üzerine siyasette var olma derdine düşen Çiller, Erbakan'a yanaştı, olmaz denen oldu, DYP ile Refah koalisyon kurdu, Erbakan Başbakan oldu.
Bu koalisyon Çiller'i Yüce Divan'a gitmekten kurtardı belki ama Türkiye'ye de 28 Şubat'ı yaşattı.
Şimdi o günlerden bugünlere geldik. O günleri bugün 'Kayıp 90'lar' diye anıyoruz, 2001 krizinin kökeninde o kayıp yılların olduğunu hepimiz biliyoruz.
Birleşmemesi için, bırakın birleşmemeyi bunu düşünmemesi için bile hiçbir mantıki sebebi olmayan iki parti aylarca görüştükten sonra birleşmeye karar verebildi. Ama ne fayda... Bu arada atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiş, bir zamanların Türkiye'yi yöneten kadroları iktidarı rüyalarında bile göremeyecek derecede halk desteğinden uzaklaşmıştı.
Seçime 78 gün kala ilan edilen birleşme bir hareket yaratabilir mi, küsen seçmen bu partiye geri döner mi? Bunlar büyük bilinmeyenler. Oysa dün ilan edilen birleşme 12 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, bu partiler yolsuzluğa ve kötü yönetime o kadar bulaşmamış olsaydı, bugün çok farklı bir Türkiye'de yaşıyor olacaktık, kimse bu durumun alternatif maliyet hesabını yapmıyor.
Umarım yeni Demokrat Parti Türk siyasetine hayırlı olur.
Umarım çok geç kalınmamıştır.