Kıbrıs sayesinde bir kelime daha öğreniyoruz

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olayım, demiş Hazreti Ali. Ama o, bunu söylerken bilgi edinmenin, yeni yeni şeylerden haberdar olmanın ve </br>yeni iletişim yolları bulmanın önemini vurgulamak istemişti.

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olayım, demiş Hazreti Ali. Ama o, bunu söylerken bilgi edinmenin, yeni yeni şeylerden haberdar olmanın ve
yeni iletişim yolları bulmanın önemini vurgulamak istemişti.
Oysa şimdi, Kıbrıs sayesinde bir kelime daha hayatımıza girmek üzere ve ben nedense hiç de memnun değilim, bu kelimeyi hayatımıza sokanların bir gün için bile kulu kölesi olmaya da niyetim yok.
Yeni kelimemiz, 'kohabitasyon.'
Yani, 'birlikte yaşama.'
Efendim, biliyorsunuz, soydaşlarımızın 1963'te malum sebeplerle her türlü yönetimsel organından çekildiği 1959-60 antlaşmalarının ürünü olan Kıbrıslı Türklerin ve Rumların ortak devleti Kıbrıs Cumhuriyeti, yani bizim bir zamanlar kurucusu olduğumuz halde 1963'ten beri tanımadığımız ve 'Kıbrıs Rum Kesimi' diye adlandırdığımız devlet, adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'nin üyesi.
Şimdi Türkiye önümüzdeki hafta Avrupa Birliği zirvesinden bir karar çıkmasını bekliyor. Karar, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerini başlatmasıyla ilgili.
Bu kararı verecek devlet ve hükümet başkanlarından biri de, bizim tanımadığımız o Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı.
Önümüzdeki hafta bu karar çıkacak. Ardından önümüzdeki yıl AB ile müzakere masasına oturacağız.
O masada, bizim karşı tarafımızda yine tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti yer alacak.
Şu anda 28 müzakere başlığı var ama gerçekte başlık sayısı 31'i bulabilir, hatta daha da artabilir. Tek tek her bir başlıkta müzakerelerin başlaması için ve daha sonra da o başlıkta öngörülen konuları Türkiye'nin yerine getirdiğinin tescil edilmesi anlamında müzakerenin kapatılması için oylama yapılacak. Bütün bu oylamalarda da masanın karşı tarafından oybirliği çıkması beklenecek.
Yani, eğer 28 başlıkta müzakere yapılacaksa 56 kez, 31 başlıkta yapılacaksa 62 kez bizim tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bizim için
olumlu oy kullanmasını bekleyeceğiz.
Şimdi bir yandan deniyor ki, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanısın, bu mesele bitsin.
Ama bu o kadar basit değil. Bugün tanıyacağız. Yarın başka bir fırsatta Kıbrıs'la ilgili başka bir şey isteyecekler. Ertesi gün başka bir şey... Ellerinde en azından 56 ya da 62 kez fırsat olacak.
İşte bu noktada, 'O zaman Kıbrıs'ta çözüm olsun' lafları ortaya çıkıyor. Peki bu kolay mı? Pek değil. En azından, Annan Planı'nın yeniden pazarlık edilmesini gerektiriyor çözüm.
Türk tarafının acaba ne kadar pazarlık marjı var? Rum tarafı acaba neden pazarlık masasına otursun?
Ve üçüncü seçenek olarak ortaya 'kohabitasyon' kelimesi çıkıyor.
Bir Türk diplomat, 'Neden olmasın' diyor, 'Biz Rumlarla yıllardır çeşitli uluslararası platformlarda kohabitasyon içinde yaşıyoruz zaten. Burada da, müzakere süresince aynı kohabitasyona devam ederiz.'
Kâğıt üzerinde güzel gözüküyor ama acaba Rumlar bu konuda ne düşünüyor? AGİT'te kohabitasyon mümkün belki ama AB'de aynı şeyi yapar mı Rumlar? Ya da neden yapsınlar?
Tek yol, geri kalan AB ülkelerinin Kıbrıs üzerinde baskı kurması ve onların itirazlarını dikkate almaması olabilir. Ama Avrupa bunu neden yapsın?
Velhasıl, hayli zor bir döneme doğru koşar adım gidiyoruz...