Kılçıklı-kılçıksız

İki gündür Brüksel'de Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerini konuşuyoruz. Konuşuyoruz ama aklımız elbette gelecek hafta yapılacak olan AB zirvesinde ve zirve sonucu hakkında papatya falı açmaktan kendimizi alamıyoruz.

İki gündür Brüksel'de Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerini konuşuyoruz. Konuşuyoruz ama aklımız elbette gelecek hafta yapılacak olan AB zirvesinde ve zirve sonucu hakkında papatya falı açmaktan kendimizi alamıyoruz.
Önceki akşam dönem başkanı Hollanda'nın ikinci zirve karar taslağı basına sızdı. Sızmasıyla birlikte buradaki kalabalık Türk heyetinin morali de yerlerde sürünmeye başladı. Hollanda, ilk taslağa göre Türkiye ile ilgili pazarlık çıtasını yükseltmiş, 'koşul'ları ağırlaştırmıştı.
Sabah olduğunda, moral bozukluğu bir ölçüde yerini serinkanlı tartışmaya bırakmıştı. Ağırlaştırılan koşulların aslında o kadar da 'ağır' olmadığını söyleyenler de vardı.
Taslağın en kritik olması gereken cümleleri henüz yazılmadı. Türkiye ile müzakerenin açılacağını ve müzakerenin şu tarihte başlayacağını söyleyecek cümleyi 16 Aralık akşamı liderler yazacak.
En kritik cümleyi son güne kadar öğrenemeyeceğimize göre elimizdeki metnin geri kalanını didik didik edeceğiz demektir.
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Gümrük Birliği'ne dahil etmemize ilişkin protokolü imzalamakla ilgili 'kibar' paragraf yerli yerinde duruyor. Anlaşılan, aradan geçen sürede Türkiye'nin ekim ayı başında yaptığı tek taraflı girişimin Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Cumhuriyetini de kapsar hale getirdiğine Avrupa'yı henüz ikna edememişiz.
En önemli gerileme, müzakerelerin durdurulma koşulunda gibi gözüküyor. Bir önceki taslakta müzakerelerin durdurulmasını üye ülkelerin üçte biri önerebiliyordu. Şimdi bu öneriyi herhani iki ülke yapabilecek. Ama müzakerenin durdurulması için hâlâ 'nitelikli çoğunluğun oyu' gerekli. Yani 25 üyeden 17'sinin.
Esasında çok büyük bir fark yok gibi gözüküyor. Yani bu şartlarla yaşanabilir. Ancak bir mesele var: Müzakere sürecine pürüzsüz bir zeminde değil de kılçıklı cümlelerle girmiş olacağız taslak değişmezse.
Kılçıklı müzakere ile kılçıksız müzakere arasında bazı temel farklar var, hepsinde kapı aynı yere çıksa bile. Öyle bir denklem kurulmalı ki, AB'nin kısa dönemde bize getirileri neredeyse vazgeçilmez olmalı.
Türkiye, müzakerenin başlamasının ardından ciddi miktarda yabancı sermaye bekliyor.
Oysa bu kılçıklı cümleler yüzünden yabancı sermayenin tereddüte düşmesi söz konusu olabilir.
Yabancı sermaye mütereddit davranıp gelmekte nazlanırsa ya da gecikirse, bu kez başta söylediğim denklem oluşmayabilir; yani AB kısa dönemde de çıkarlara hizmet eden, vazgeçilmez bir çıpa olmaktan çıkabilir.
Demiyorum ki Türkiye AB'den vazgeçer ya da AB üyeliğine olan destek azalır, ama kılçıklı bir müzakere bizi kılçıksızı kadar mutlu etmeyebilir.
Bu işi bilenler biliyor; orada yazılı cümleler kılçıklı da olsa, kılçıksız da olsa sonuç değişmiyor. Müzakere süreci adı verilen süreç esasen gündelik hayattan endüstri ilişkilerine, siyasetin yapılma biçiminden kamu hizmetlerinin sunumuna dek neredeyse her alanı kapsayan bir uyum sağlama süreci. Kime uyum sağlayacağız? Avrupa'ya.
Bugün bizler Avrupalının riskli bularak bizden almadığı, dolayısıyla yemediği et, balık ve süt ürünlerini tüketiyoruz. Yarın bu olmayacak.
Bugün biz evimizin dibinde belediye çöplükleri olmasına alıştık, yarın olmayacak.
Bugün örgütlü toplumu hatırlamıyoruz bile, yarın çalışanların çoğu sendikalı olacak.
Bugün, milletvekilimize ya da belediye başkanımıza hesap soramıyoruz, yarın sorabileceğiz.
Ve daha bir sürü şey.
Bütün bunları da biz kendi kendimize yapacağız; Avrupa en fazla bize para verecek yardım için; kaldı ki o para da ister istemez minicik bir para olacak.
Ve biz bu süreci sonuna kadar götürebilir, bir yandan refahımızı Avrupa seviyesine yaklaştırırken (bugün AB ortalamasının yüzde 25'i kadar gelirimiz) bir yandan da gündelik hayatımızı Avrupalı kılabilirsek, tam üyeliğe hak kazanacağız. Bugünkü metin kılçıklı ya da kılçıksız, bu söylediğim uzun ince yoldan geçeceğiz ve tam üyeliğe varacağız.
Eğer yol kazalarına uğrarsak, kendi kendimize AB'den vazgeçersek, sonuçlarına biz katlanacağız; metin kılçıksız da olsa bu böyle olacak, kılçıklı da.