Başbakan'ın çıkışı

Başbakan Erdoğan, nihayet MHP ve diğer ulusalcı partilerin negatif milliyetçiliğine karşı pozitif milliyetçiliği dillendirmeye başladı. Umarım Başbakan'ın bu çıkışları etkili olur." /> Başbakan'ın çıkışı

Başbakan Erdoğan, nihayet MHP ve diğer ulusalcı partilerin negatif milliyetçiliğine karşı pozitif milliyetçiliği dillendirmeye başladı. Umarım Başbakan'ın bu çıkışları etkili olur." /> Kim daha milliyetçi? - İSMET BERKAN - Radikal

Kim daha milliyetçi?

<font color="#800000"><strong><em>Başbakan'ın çıkışı</em></strong></font><br></br>Başbakan Erdoğan, nihayet MHP ve diğer ulusalcı partilerin negatif milliyetçiliğine karşı pozitif milliyetçiliği dillendirmeye başladı. Umarım Başbakan'ın bu çıkışları etkili olur.

Kendi adıma konuşayım, ben Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra fark ettim: Bu memlekette 'ben milliyetçi değilim' demek büyük bir cesaret meselesi haline gelmiş durumda.
Açıkçası, 'Ya sev ya terk et' sloganının bütün akılları perdelediği bir dönemde yaşıyoruz. Üstelik bu sert slogan bile yeterince 'sert' değil. Söylenmek istenen, 'Ülkeni ya benim dediğim gibi sev ya da terk et.' Yani herhangi bir ülke sevgisinden de söz etmiyoruz burada, illa onlar gibi sevmek zorundayız.
Sığlık tam da böyle bir şey: Bir bakıyorsunuz, ben dahil pek çok kişi kendini 'Ama ben de ülkemi seviyorum' diyerek kendini savunmak zorunda hissediyor. Sanki söz söylemek için önce vatan sevgimi kanıtlamam gerekiyormuş gibi bir durum var ortada.
Bu sadece ben ve benim durumumdaki insanlar için değil herkes için, hepimiz için geçerli: Herhangi bir şey söyleyeceksek önce vatan sevgimizi kanıtlamamız gerekiyor.
Oysa, ne bileyim bir Fransız'dan veya Bulgar'dan veya Amerikalı'dan önce bu istenmez. Çünkü, insanların zaten vatan sevgisine sahip oldukları varsayılır, pek çok tartışma konusu için vatan sevgisinin olup olmamasına bakılmaz zaten.
Ama bizde, Beşiktaş-Fenerbahçe rekabetini konuşmak için bile önce vatanseverlik vizesi almak gerekiyor neredeyse.
Ne oldu da kendimize ve birbirimize karşı bu kadar güvensiz olduk? On yıl önce böyle bir noktada değildik, bugün neden hepimiz söze aslında ne kadar milliyetçi olduğumuzu söyleyerek başlamak zorunda hissediyoruz kendimizi?
Bakın, memleketin Başbakanı bile aslında bu sığlığın esiri ister istemez. O da yakın zamana kadar, her cümlesine 'En milliyetçi benim' diyerek başlıyordu. Üstelik tarif ettiği milliyetçilikle onu yeterince 'milli' bulmayan muhaliflerinin milliyetçiliği arasında da bir fark yoktu. Ama Başbakan son günlerde farklı bir milliyetçilik anlayışını seslendirip siyasi rakiplerini 'ırkçı ve kafatasçı' gibi çok ama çok ağır ifadelerle suçluyor.
Başbakan'ın özellikle MHP'ye yönelik suçlamasına bir şey demek bana düşmez ama yaptığı yeni milliyetçilik tarifinin bu köşede uzun zamandan beri savunulan anlayış olduğunu söylemem gerek. Türkiye, MHP ve diğer ulusalcıların negatif milliyetçiliğinden bunca hasar gördükten sonra nihayet Başbakan pozitif milliyetçiliği dillendirmeye başladı. Umarım Başbakan'ın çıkışları etkili olur. Umarım çok geç kalınmamıştır.
Ama pek de umutlu olmadığını söyleyeyim. Türkiye, maalesef tarihinin en sığ siyasi tartışma ortamında. Yapılan konuşmaların hiçbir derinliği olmadığı için, Avrupa Birliği'ne karşı çıkan muhalefet konuları bir türlü derinleştiremediği için sonunda her konuşma 'Ya (benim gibi) sev ya terk et' noktasına ve 'Mütareke basını' gibi, 'AB çocukları' gibi 'seviyeli' kelimelerle süslenmiş vatana ihanet-vatana sadakat keskinliğine geliyor dayanıyor.
O yüzden söylüyorum, hepimiz kendimizi milliyetçi hissetmeye zorlanıyoruz, çünkü karşımızdakiler bizi her fırsatta ülkemizi yeterince sevmemekle, ülkemize ihanet etmekle, onu satmakla itham ediyorlar.
Bu çıkmazdan nasıl kurtulunacağını ben bilmiyorum, siz biliyorsanız bana söyleyin.
Ben böyle bir seçeneksizlikte, bir günlük 'Hepimiz Ermeniyiz' sözünden bile tedirgin olunan atmosferde yaşamak istemiyorum.
Daha iyi, daha derin, daha zengin bir Türkiye mümkün. Kimseye kendi vatan sevgimizi kanıtlamak zorunda değiliz, çünkü kimse bizim vatan sevgimizi sorgulayamaz, unutmayın.