Kimin budalalığı (2)

Bilginin peşinde koşmak bir budalalık değildir, asıl medreselerden pozitif bilim eğitimini kaldırmak budalalıktır...

Geçen salı Nuray Mert'in Radikal'de çıkan 'Bilim budalalığı' başlıklı yazısından söz etmeye devam ediyoruz. Önce Mert'in yazısının baş kısmını bir kez daha hatırlayalım:
"Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 'Eğitimde Yaratılışçılık
Tehlikeleri' başlıklı 1580 No'lu bir karar almış, bizim gazete de pazar günü, bu haberi, 'Yaratılış teorileri insan haklarına tehdit' ve 'Evrimin öğretimi demokrasi için şart' manşetleri ile verdi.
Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış. Onun ötesinde, sergilenen, pozitivist, bilim budalalığı.
Bilim, mevcut fizik ve biyolojik dünyanın keşfi, bu keşiften hareketle,
fizik dünyada insan konforu lehinde icatlar ve biyolojik dünyada insan
sağlığına yönelik gelişmelerin temelini oluşturur. Varoluşla ilgili soruların cevabını vermez, veremez. Bu, felsefe, yani spekülasyonun alanıdır. Bu alanda fikir yürütülür, hiçbir şey ispat edilmez, doğrulanıp, çürütülemez. Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir 'teori'dir, yani varsayımdır. Teoriler bir yere kadar, bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilir, nihai sorulara gelince teoriler varsayım sınırında kalır."
***
Nuray Mert iddia ediyor ki, bilim sadece teknoloji yaratmaya ve bu yolla insanlığa yardımcı olmaya çalışan bir 'şey'dir. Bu iddiayı tartışmayacağım bile, çünkü bilim bu söylenen değildir; bilim bizim evreni kavrama çabamızdır, bilim bizim evreni kavramaya çalışırken geliştirdiğimiz bir 'metodoloji'dir.
Burada bilim felsefesinin konularına girecek değilim ama en azından Karl Popper'in ünlü tanımını aktarmalıyım:
Bir bilgi, kendi yanlışlanabilme imkânını içinde taşıdığı ölçüde 'bilimsel bilgi'dir.
Bu anlamda, 'Tanrı kelamı' olduğuna İNANILAN üç kutsal kitap, 'bilim' değildir, bunlarda aktarılan bilgiler veya öğütler de 'bilimsel bilgi' değil, İNANILMASI EMREDİLEN şeylerdir. İnanç yoksa din yoktur, oysa bilimde imana yer hiç olmaz.
Nuray Mert bilimin teknoloji veya insanlık yararına buluşlar olduğunu söyledikten sonra devam ediyor ve varoluşla ilgili temel soruların cevabını bilimin veremeyeceğini iddia ediyor.
Oysa bilimin amacı belki de taa en başından beri varoluşumuzla ilgili temel sorulara cevap bulmaktır. Atomun nasıl oluştuğu ve atomun içindeki parçacıkları yöneten gücün doğası ile kuralları 'kuvantum fiziği'nin ana meselesidir.
Öte yandan evrenin nasıl oluştuğu, daha büyük bir ölçekte evrene etki eden güçlerin doğası ve kuralları da bugün 'klasik' diye adlandırılan fiziğin ana konusunu oluşturur. Bu iki büyük soruya tek bir cevap vermeye yeltenen yaklaşık 100 yıllık arayış ise 'Büyük Birleşik Teori' olarak adlandırılıyor. Dünyanın dört bir yanında en parlak beyinler, bu teori için siz bu yazıyı okurken bile kafa patlatıyorlar.
Bilimsel bilginin peşinde olmak budalalık falan değil. Ama bunun tam tersi, yani zamanında Kanuni'nin Şeyhülislamı Ebusuut efendinin medreselerden matematik ve geometri dahil pozitif bilim eğitimini kaldırması budalalıktır. Osmanlı'nın ve genel olarak da İslam coğrafyasının 'geri' kalmışlığına bir de bu açıdan bakmak gerek.
Avrupa Konseyi'nin kararı bana göre doğru karardır. Okullarımızda bilimsel düşüncenin ne olduğunu, bilimsel metodolojinin ne olduğunu çocuklarımıza öğretmekten vazgeçtiğimizde, onları şüpheci bireyler olarak yetiştirmekten caydığımızda veya bilimle inancı aynı kefeye koyup birbirinin rakibi görüşler haline getirdiğimizde, yüzyıllar öncesinin budalalığını tekrarlamış oluruz.
Ve maalesef bunu biyoloji derslerimizde yıllardır yapıyoruz, bilimin karşısına yaradılış inancını rakip olarak koyuyoruz. Oysa, yaradılış illa öğretilecekse bunun yeri biyoloji dersi değil din dersi olmalı.