Kısa anayasa, uzun anayasa

Bizim anayasamızın temel problemi söylendiği gibi kısalığı ya da uzunluğu değil siyasilere hareket alanı bırakmaması.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, 'Bize böyle detaylı değil de kısa bir anayasa lazım' sözünü ilk kullanan Turgut Özal olmuştu. Özal özelleştirmeleri yapmak istiyor ama çıkardığı kanunlar sürekli Anayasa Mahkemesi'nden dönüyordu. O da, anayasadan kaynaklanan bu engelle sinirleniyordu doğal olarak. Özal, Amerikan anayasasının kısa olduğunu söylüyor, bizim de onu örnek almamız gerektiğini öne sürüyordu.
O zamandan beri bu 'Kısa anayasa' lafı zaman zaman gündeme geliyor ve görebildiğim kadarıyla da herkes bizim anayasamızın çok uzun, buna karşılık Amerikan anayasasının çok kısa olduğuna inanıyor.
Bizim anayasamız belki çok uzun değil ama anayasa gibi bir temel yasada olması hiç de gerekmeyen birçok detayı içeriyor. Örnek mi? Neden bir ülke anayasasında ormanların korunmasına dair madde olur? Neden bir ülkenin anayasasında gençlik ve sporla ilgili temenni cümleleri olur? Esasen anayasamızın 'Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler'den söz eden üçüncü bölümü bence hiç de anayasada yer alması şart olmayan, kanunlarla rahatça düzenlenebilecek alanlardan söz ediyor. Aynı şekilde 166. maddeden başlayıp 173'e kadar giden maddeler de bir temel yasada olmasa da olacak şeyler.
Neyse, bu detaylara girme alışkanlığı dışında bana göre anayasamız yeterince uzun bile değil. Neden mi?
Madem kendi anayasamızı uzunluk bakımından Amerikan anayasası ile kıyaslıyoruz; bu kıyaslamayı yaparken en azından Amerikan anayasasına şöyle bir göz atmamız gerekmez mi?
Sanılanın aksine Amerikan anayasası hiç de kısa falan değildir. Bizdeki gibi orman köylüsüne veya maden işleme hakkının ne olduğuna dair maddeler yoktur belki ama yasama, yürütme ve yargı alanıyla federal hükümetlerin yetkileri konusu bir hayli uzun ve neredeyse hiçbir açık kapı bırakmayacak şekilde detaylı ve dikkatli kaleme alınmıştır.
Amerikan anayasasının bir 'Başlangıç' bölümü, yedi maddesi ve bir de ekler/değişiklikler bölümü var. Ama bu yedi madde, kendi içinde ayrı bölümlere ayrılmıştır.
Mesela 1. madde, yasama ile ilgili bölümüdür anayasanın ve kendi içinde 10 ayrı bölüme ayrılır. Her bölüm de az önce söylediğim gibi açık kapı bırakmayacak şekilde uzun ve dikkatli yazılmıştır. 2. madde, yürütme erkiyle, yani başkanlıkla ilgilidir, kendi içinde dört bölümden oluşur. 3. maddenin konusu yargıdır ve kendi içinde üç bölüme ayrılır. 4. madde, federal devletlerle ilgilidir, kendi içinde dört bölümdür. 5. madde anayasanın nasıl değiştirileceğine ilişkindir. 6. madde, anayasanın üstünlüğünü ve diğer yasalar veya federal devlet anayasalarına göre hiyerarşisini belirler. 7. madde ise anayasanın kabul süreciyle ilgilidir.
Bundan sonra anayasada yapılan eklemeler ve değişikliklerin yer aldığı bölüm gelir ki burada da 27 madde yer alır. (Anayasada son değişiklik 1992 yılında yapılmış ve konusu da parlamento üyelerinin maaşlarıymış.)
Kısacası şu: Amerikan Anayasası hiç de öyle sanıldığı gibi 5-10 maddeden oluşan bir metin değildir, tam tersine bir hayli detaylı yazılmış uzun bir metindir.
Ama zannediyorum, gerek Turgut Özal'ın gerekse onu izleyen diğer siyasilerin anayasaya ilişkin eleştirilerinin arkasında yatan şey, aslında anayasanın uzunluğu veya kısalığı değil, anayasanın bir devlet ideolojisi içermesi ve bunun da siyasetçilerin siyaset yapma alanlarını daraltması.
Örneğin özelleştirme yasaları yıllarca, Anayasada yer alan 'Kamu hizmetleri kamu tarafından verilir' ilkesinden ötürü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi ya da uygulamalar Danıştay tarafından aynı gerekçeyle durduruldu.
Veya daha önce orman niteliğini kaybettiği yasa tarafından saptanmış ve bu yasa hâlâ yürürlükte olduğu halde, bu çeşit arazilerin satılması Anayasa Mahkemesi tarafından her seferinde durduruldu. Oysa ortada ne orman var ne bir şey.
Bana göre normali ve olması gerekeni, bir anayasanın esas olarak temel hak ve özgürlüklerle siyasetin, yani devlet yönetiminin alanını belirlemesi, geri kalan bütün alanları seçilmiş siyasilere, yani halkın tercihlerine bırakmasıdır.
Bizim anayasamız ne biz vatandaşlara ne de bizim temsilcimiz olan siyasilere fazla bir hareket alanı bırakmadığı için eleştiriliyor. Yani, tam tersi olması gerekirken bireye karşı devleti koruduğu için.