Komutan postmoderne neden karşı?

Orgeneral Başbuğ'un ima ettiği gibi 'pür' modernite hiçbir ülkede yaşanmıyor, yaşanmadı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, dün Kara Harp Okulu'nun, yani Harbiye'nin eğitim-öğretim dönemi açılış konuşmasını yaptı. Orgeneral Başbuğ, özellikle iki tehdide, yani bölücülük ve irtica tehdidine ağırlık verdiği konuşmasının bir yerinde 'modernizm' ile 'postmodernizm'i (modernötesi) karşılaştırma gereği duydu ve deyim yerindeyse
'postmodernist' düşünce akımlarını bir çeşit 'tehdit' olarak değerlendirdi.
Orgeneral Başbuğ, modernizm için, 'Kısaca, akıl ve bilimi esas kabul eden, toplumsal kurallar, düzenlemeler ve kurumlara öncelik veren bir dünya görüşüdür' derken, postmodernizmi de, 'Modernitenin yarattığı kurumlara ve düşüncelere karşı çıkan bir düşünce sistemidir' sözleriyle özetlemiş.
Hemen söyleyeyim, modernite-postmodernite tartışmalarını epeydir yapmıyoruz, çünkü bu konu 15 yıl kadar önce fazlasıyla konuşuldu ve aslında biraz da unutuldu. Orgeneral Başbuğ'un Türkiye'de yaşananları bu tartışma bağlamında yeniden gündeme getirmesi belki unuttuğumuz tartışmayı yeniden canlandırır.
Bir de şunu ekleyeyim: Orgeneral Başbuğ'un tanımının postmodernizmi yeterince doğru anlatmadığı kanısındayım.
Üstünde ciltlerce (ve çoğu da anlaşılmaz) kitaplar yazılmış bir konuya balıklama dalacak değilim ama en azından postmodernin moderne KARŞI ÇIKIŞ olduğunu söylemek yerine eleştirdiğini söylemek sanki daha doğru olur. (Burada not düşeyim, postmodernin bilime ve 'Aydınlanma'nın tüm kazanımlarına karşı çıktığı gibi bir önerme de doğru değil, ama eleştiriler saklı elbette.)
Postmodernizm, mimariden sanata, siyaset teorisinden pozitif bilimlere kadar çok geniş alanlara yayılan bir 'düşünce okulu.' Ben burada konumuz itibariyle işin siyaset teorisiyle, daha doğrusu Orgeneral Başbuğ'un postmoderne esas kızma nedenini oluşturduğunu tahmin ettiğim konuyla ilgileneceğim ve bir gazete köşesinin kaçınılmaz biçimde zorlaması yüzünden bazı kaba nitelemelerde bulunacağım.
Modernizmi elbette çok yönden anlatabiriz ama demin söylemeye çalıştığım kısıt içinde konuşacak olursak, belki de modernist siyaset felsefesini 1789 Fransız Devrimi'nin ideallerini yansıtan sloganında özetleyebiliriz: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik...
Koca bir Aydınlanma Felsefesi'ni bir slogana indirgediğim için ilgili ilgisiz herkesten özür dilerim gerçekten ama amacım başka: Sloganda geçen 'kardeşlik' ifadesi, postmodernistlere göre 'modernist cumhuriyet'in en sorunlu bölümü.
Çünkü, onlara göre 'kardeşlik' ideali, yurttaşları tektipleştiriyor, farklılıkları, özellikle de mikro kimlikler düzeyindeki farklılıkları törpülüyor.
Tabii, 'kardeşlik' idealinin iktidarlar tarafından kötüye kullanımları, özellikle farklı kökenden gelen yurttaşlar üzerinde onların kimliklerini bir kenara bırakmaları konusunda bir baskı unsuru olarak kullanıldığı, yani 'kardeşlik' idealinin de ötesine geçildiği gibi eleştiriler de mevcut.
Yoksa postmodernin 'özgürlük' ve 'eşitlik' kavramlarıyla çok da fazla derdi yok, daha doğrusu bir ölçüde var ama onların yeri şimdi burası değil. Postmodern, esas olarak 'kardeşlik' idealini eleştiriyor. Basitçe, 'Evet özgür olalım, evet eşit olalım ama bir arada yaşamak için illa kardeş de olmamıza gerek yok, herkes kendi farklılığını özgürlük ve eşitlik çerçevesinde dilediği gibi yaşayabilsin' diyorlar.
Türkiye özelinde bu önerme, bizi 'Kürt kimliği' ve 'İslami kimlik' kavgasının göbeğine getiriyor. İşte komutanın kastettiği ve açıkça tarafını belli ettiği nokta tam da burası.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, postmodernizmin 'kardeşlik'le ilgili sözlerinin birer KARŞI ÇIKIŞ değil, birer ELEŞTİRİ olduğu gerçeği. Nitekim bu eleştirilerin bir karşılığı olduğu için dünyanın dört bir yanında alt kimlik-üst kimlik tartışmaları yapılıyor, Belçika bugün bölünmenin eşiğinde duruyor, Fransa başından beri gerilimli yaşıyor, biz başından beri gerilimli yaşıyoruz.
Kaldı ki, Orgeneral Başbuğ'un ima ettiği türden bir 'pür' modernite dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmıyor, yaşanmadı da zaten. 'Modern' dünyanın her yerinde, her zaman gerek 'özgürlük', gerek 'eşitlik' ve gerekse 'kardeşlik' konularında gerilimler ve siyasi çekişmeler yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak.
Mesele şu: Gerek 'özgürlük' gerekse 'eşitlik' idealleri, gündelik siyasetin de yapıldığı alanlar zaten. Baktığınızda en sağdan en sola kadar bütün siyasi partilerin bu idealler konusundaki tutumlarının siyasetteki ana tutumları olduğunu görürsünüz. 'Kardeşlik' konusu ise daha çok ultra veya mikro milliyetçi partilerin yaşama alanı.
Bu durum da, bize hem sorunumuz hem de çözümümüz konusunda bir şey söylüyor olmalı.