Kopenhag da bir yere kadar!

Bugünlerde Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmiş olmakla övünüyoruz; diyoruz ki, 'Biz ev ödevimizi yaptık, şimdi sıra Avrupa Birliği'nde.'

Bugünlerde Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmiş olmakla övünüyoruz; diyoruz ki, 'Biz ev ödevimizi yaptık, şimdi sıra Avrupa Birliği'nde.'
Çok yanlış da değil. Gerçekte ortada ciddi bir toplumsal talep olmamasına ya da eğer toplumda bu yönde talepler vardıysa bile bu taleplerin günyüzüne çıkmamış olmasına rağmen Türkiye, özellikle son iki yılda demokratik standartlarını artıran, insan haklarının hayata geçmesini sağlamaya yönelik çok sayıda reform yaptı.
Bu reformlar içinde bana göre en merkezi öneme sahip olanı, ifade özgürlüğünün kullanımını Batılı demokratik ülke standartlarına getirmeye yönelik olanlardı.
Türkiye, nihayet şiddet içermeyen, şiddete çağrı içermeyen, ırkçılığı ve ayrımcılığı övmeyen bütün düşüncelerin serbestçe ifade edilmesinin önündeki engelleri kaldırdı.
Kaldırdı ama bakın çok sayıda Türkiyeli Kürt kökenli insanın altına imza attığı bir metin, ifade özgürlüğünün kullanımına biz Türklerin nasıl baktığına dair çok iyi bir turnusol kâğıdı görevi gördü. Nihayet dün de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu ilan hakkında 'inceleme' başlatarak en büyük eksiğimizi de tamamladı!
Daha geçen haftanın başında, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu salonlarında yapılan bir toplantıda Avrupalı dostlarımız bizlere, yani Türkiye'den gelenlere bakarak, Türkiye'nin gerçek bir demokrasiye dönüşmesinin en önemli ölçütünün ifade özgürlüğünün kullanımından geçtiğini söylüyorlardı. Mesela Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrel, 'Şiddete başvurulmadıkça ayrılıkçılık da savunulabilmeli' diyordu.
Bir bölüm 'Kürt aydını' tarafından verilen ilanda ayrılıkçılık savunulmuyor ama 'Eşit kurucu ortak olmak'tan 'Bölgesel parlamentosuna sahip azınlık statüsü'ne dek pek çok şeyin talep edildiği ima ediliyordu. Yani aslında metni yazanlar da mahcup, belki de adli soruşturmadan korkuyor, o yüzden ne istediklerini bile cesurca ve açık açık yazamamışlar.
Ama bir de o metnin gördüğü tepkiye bakın... Bazı köşe yazarlarının ve siyasetçilerin her beğenmedikleri fikri savunanı 'Vatan haini' olarak damgalamasına alıştık artık.
Benim için şaşırtıcı olan, yaygın basından yok denecek kadar az sayıda kişinin 'Ben bu fikirlere katılmıyorum ama bu da sonuçta ifade özgürlüğünün kullanımıdır' diyerek değerlendirmiş olmasıydı.
Aynı şekilde, hükümet cephesinin ve CHP'nin de metne şiddetle karşı çıkarken 'vatana ihanet' imalarını eksik etmemesi, kimsenin bu fikirlerin savunulma hakkını hatırlatmaya dahi gerek duymaması ilginçti.
Oysa bence bu metin bir fırsat yaratıyor. Her ne kadar metne imza atanların Türkiye'de yaşayan Kürtleri gerçekten temsil edip etmedikleri, bütün Kürtler adına konuşmaya yetkili olup olmadıkları konusu hayli tartışmalıysa da, bu metin dolaylı olarak bir tartışma zemini yaratıyor.
Ama 2004 yılının Türkiyesi'nde böyle şeyleri tartışmak ne kadar mümkün acaba? Bundan 10 yıl önce, Ali Kırca'nın 'Siyaset Meydanı'nda bir gece sabahlara kadar Kürt sorunu tartışılmış, neredeyse her şey söylenmişti. Acaba aynı programı bugün, Kopenhag Kriterleri'ni kâğıt üzerinde yerine getirmiş ülkemizde yapabilir miyiz?
Ben o kadar emin değilim.