Korkudan korkalım!

Korku siyasetinin yerini umut siyaseti aldığında AKP'nin karşısına alternatif çıkacak.

Köylü illa köyünde yaşayan insan değildir. Şehirlerde, hatta büyükşehirlerde yaşayıp köylü kalmak mümkündür; hatta şöyle bile diyebiliriz: Bugün Türkiye'de neredeyse köyünde yaşayan köylü kadar şehirde yaşayan köylü var.
Ama bu değişiyor. Şehre gelenler, geldikleri günden itibaren şehir değerleriyle, şehir kültürüyle tanışmaya başlıyor ve en çok iki kuşak sonra 'kentli' oluyorlar.
Eğer, modernist anlamda 'ilerleme' diye bir şey varsa, bu söylemeye çalıştığım süreç sosyo-kültürel bir 'ilerleme.' Birey, köyün üretim ilişkilerinden, köyün sosyal dokusundan, köyün dayanışmacı ve tek tipleştirici dünyasından kopmaya, şehrin gailesi içinde kendisi ve ailesi için yaşamaya başlıyor.
Eğer her şey iyi gidiyorsa, hane halkı geliri artıyor ama o geliri elde etmek için gereken çalışma süresi uzuyor, birey kendi ailesi veya köyü dışında daha fazla zaman geçirmeye çalışıyor.
Tabii bu arada tüketim toplumunun özendirme mekanizmaları harekete geçiyor, bu yeni tüketim kalıpları veya ihtiyaçları da hayatı dönüştürüyor ve zaman içinde köyünden kopup gelmiş birey 'kentli'leşiyor, onun hayatını artık kentlilere özgü ihtiyaçlar ve o ihtiyaçları karşılamak üzere çalışmak belirlemeye başlıyor.
***
Türkiye'nin ağırlıklı olarak bir köylü toplumu olduğuna kuşku yok. Sadece İstanbul'un demografisi bile bize bir fikir vermeli: Bu şehirde Sivas'ta yaşayandan çok Sivaslı, Erzincan'da yaşayandan çok Erzincanlı, Batman'da yaşayandan çok Batmanlı, Trabzon'da yaşayandan çok Trabzonlu, Kars'ta yaşayandan çok Karslı ve daha burada sayamayacağım pek çok şehirde yaşayandan daha çok o şehirli yaşıyor.
Bunların kimileri birinci, kimileri ikinci, kimileri üçüncü, dördüncü kuşak. Başbakan doğma büyüme İstanbullu ama babası Rizeli. Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı devraldığı Nurettin Sözen Sivaslıydı, ondan önceki Bedrettin Dalan Güneydoğu Anadolu kökenliydi. Ve hepsi de, referans vermeleri gerektiğinde İstanbul'un yanı sıra babalarının, dedelerinin toprağını da 'memleketim' diye söylüyorlardı gururla.
Bu söylenmeye de devam edecek uzun yıllar boyunca. Sokakta çevirdiğiniz 'İstanbullular' kendileri orada doğmamış olsalar bile baba-dede topraklarıyla da kendilerini anmak isteyecekler, bu normal.
Ama tek tek bireyler kendilerini nereye ait hissediyor olurlarsa olsunlar, büyük bir hızla 'kentli' oluyorlar, bunu görmemek için sahiden kör olmak lazım.
Türkiye'nin yükselen sınıfı orta sınıf. Orta sınıf köyden çıkmaz, kentten çıkar. Henüz kentlerimizin varoş adı verilen kenar semtlerinde orta sınıf gelirine sahip olsa da 'köy' hayatı yaşamaya devam eden geniş kitleler var belki ama onlar büyük bir hızla kente katılıyorlar, yani kendi sınıflarının gerektirdiği yaşam biçimine geçiyorlar, düzensiz bir hızda.
Yeni sınıflaşma, yeni sosyo-ekonomik düzey, yeni siyaset yapma biçimlerini de beraberinde getirmek zorunda. Bugün iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, belki de ülkemizin iktidarda gördüğü son köylü partisi. Önümüzdeki dönemde AKP kendisini kentli orta sınıf partisine dönüştürebildiği ölçüde başarılı olacak.
Türkiye'de muhalefet yapmak, AKP'ye bir alternatif oluşturup iktidara gelmek isteyen insanlar açısından da yükselen yeni orta sınıf ciddi imkânlar vaat ediyor; daha doğrusu tek imkân bu yeni sınıfa ulaşmak.
Üstelik o yeni sınıf, ister istemez beyaz ve mavi yakalı işçilerden oluşacak. Yani esasen sol-sosyal demokrat söylem belki de ilk kez gerçek anlamda bir kitle tabanı bulacak kendisine.
Geçmişe değil geleceğe bakmak, bu yeni sosyo-ekonomik oluşumu görmek için yeterli. Korku siyasetinin yerini umut siyaseti aldığında AKP'nin karşısına bir alternatif de çıkacak.
Bir gün bizden de, 'Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir' diyebilen bir lider çıkacak; hiç enseyi karartmayın!