Kuraklık ve sonrası

'Küresel ısınma' başladıysa, ilk insan kaynaklı afet olacak.

Türkiye, daha çok da Anadolu coğrafyası tarih kadar eski. Neolitik devrimi, yani insanoğlunun avcılık-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçmesi bu topraklar üzerinde oldu.
Tarihin ünlü 'verimli hilal'inin, yani Mezopotamya'nın bir bölümü bugünkü Türkiye topraklarında kalıyordu. 'Verimli hilal' verimliyken, burası dünyanın ve uygarlığın merkeziydi. Ama sonra bir gün hilal 'verimsiz' oldu ve merkez başka yerlere kaydı.
Şimdi, dünyamızın tarihinde birkaç kez başa geldiği anlaşılan 'küresel ısınma'nın tekrar başladığına dair teoriler ortada dolaşıyor. 'Küresel ısınma' eğer başladıysa, dünyamızın tarihinde ilk kez insan eliyle yaratılan bir felaketle karşılaşacağız demektir; çünkü bundan önceki ısınma ve aşırı soğuma dönemlerinde sebepler hep 'doğal'dı (büyük volkan patlamaları, göktaşları vs.).
'Küresel ısınma' konusunda küresel tartışma süredursun, bu yıl çok sıcak ve kuru bir kış geçirmemiz nedeniyle, Türkiye'de kuraklık baş konumuz haline geldi. Kimi yağmur duasına çıkıyor, kimi neden daha önce önlem alınmadığını sorguluyor, kimi başka şikâyetler dile getiriyor ama kuraklık hayatın bir gerçeği olarak karşımızda duruyor ve korkarım bugünden yarına değişecek bir gerçeklikten söz etmiyoruz, bundan sonra hayatımızı hep daha az suya göre planlayıp yaşamalıyız.
Kuraklığa karşı devletin kamu otoritesini ve parasını kullanarak yapabileceği şeyler olduğu gibi tek tek biz sorumlu vatandaşların yapması gerekenler de var. En basitinden işe daha az su kullanarak başlayabiliriz.
Dün, yıllardır kuraklık konusunu ülke gündemine getirmeye çalışan bir grubun üyesi olan Tarhan Erdem yazıyordu, Konya ovasını kaybettik. Evet kaybettik.
Yazının başında 'verimli hilal'den söz etmiştim. Hilalin verimsizleşmesinin, hatta çölleşmesinin sebebi ile bugün Konya Ovası'nı kaybetmiş olmamızın nedeni aynı: Tuzlanma.
Bilmiyorum Konya Ovası yeniden nasıl kazanılır veya bu mümkün müdür, ama Türkiye'nin tahıl ambarı niteliğindeki bu geniş toprakların verimsizleşmesi bize çok şey öğretmeli, aynı hatayı başka verimli ovalarımızda yapmamalıyız.
Elimde bir kitap var, adı 'Collapse: How Societies Choose to Fail or Succeed Çöküş: Topluluklar Başarılı veya Başarısız Olmayı Nasıl Seçtiler.' Yazarı, Türk okuru için de tanıdık, daha önce Pulitzer ödüllü kitabı 'Tüfek, Çelik ve Mikrop' adıyla TÜBİTAK tarafından Türkçeye de çevrilen Jared Diamond.
Diamond, toplumların çöküş veya yükseliş hikâyelerini inceliyor, konuya ekosistem açısından yaklaşıyor ve açıkçası çok ama çok öğretici sonuçlara varıyor. Kitapta izlenen yöntemi Türkiye'ye uyarlamak bizi çok vahim sonuçlara doğru götürebilir.
Kuraklık, bizim değiştirebileceğimiz bir doğal eğilim değilse eğer, onunla yaşamayı öğrenmeliyiz. Türkiye bugünlerde çok ama çok geç kalmış bir adımı atmakta, tarımsal üreticilerimize damla sulamaya geçmeleri için ciddi teşvikler sunmakta. Öğrendiğim kadarıyla bu yeni teşvike talep de çok fazla.
Geç kalması hiç yapılmamasından iyidir kuşkusuz ama biz içeride kendi kendimizi yiyeceğimize bu hamleyi 20 yıl önce yapabilmiş olsaydık, bugün Konya Ovası yerinde duruyor olacaktı, bu yıl kuraklık nedeniyle 5 milyar dolarlık tarımsal gelir kaybından konuşmuyor olacaktık vs.
Ama biz sadece bugünü ilgilendiren kavgalara o kadar çok enerji harcıyoruz ki, ülkemizin gerçekten geleceğini, bu dünya üzerindeki kalıcılığını ilgilendiren konularla ilgilenemiyoruz bile.
Damla sulama dünyanın en büyük buluşu veya acayip bir teknolojik yenilik değil. Bir yandan toprağın tuzlanmasını önleyen veya çok geciktiren bir yandan da ciddi su tasarrufu sağlayan çok basit bir yöntem bu.
Türkiye GAP'la daha önce sulanamayan çok geniş topraklarına, koca Harran Ovası'na su götürmeye başladı ama GAP'a harcanan paranın çok azıyla Konya'yı kurtarmak mümkündü. Yanlış anlamayın GAP'a harcanan paradan şikâyet etmiyorum, keşke daha hızlı harcasa ve projeyi tamamlayabilseydik. GAP da henüz hedefine ulaşabilmiş değil, sulama işi çok ama çok yavaş gidiyor ve Harran'da da ciddi tuzlanma tehdidi başladı bile.
Keşke yabancıya apartman dairesi satışlarına kızanlar esas topraklarımızın böyle kaybedilmesine kızsalar ve enerjilerini bu işe verip ciddi bir kamuoyu yaratsalar...