Kürt sorunu ve terör sorunu

Terörün hafiflemesi, belki Kürt sorununun çözümü için bize zaman kazandırabilir.

Son birkaç haftada birkaç televizyon programına katıldım ve her birinde kendimi 'Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır' diyen birileriyle tartışırken buldum.
Bu yazıyı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüşmeye gitmek üzere otelinden çıkmaya hazırlandığı dakikalarda yazıyorum. Görüşmenin içeriğinden ve muhtemel sonuçlarından elbette haberim yok ama belki olmasına da gerek yok: Türkiye'nin başına bela olan Kürt sorununun da, ayrılıkçı terör sorununun da bir görüşmeyle çözülemeyecek kadar karmaşık sorunlar olduğunu biliyorum.
Ama bildiğim başka bir şey daha var: PKK bir terör örgütü olarak dolaylı biçimde Amerika kontrolünde bir örgüt artık. Dünden beri böyle değil, aylardır, belki yıllardır bu böyle. Amerika 'sus' dediğinde susan, 'Elindeki esir askerleri ver' dediğinde veren bir örgüt PKK.
Yine de, ne Kürt sorununun ne de PKK'nın şahsındaki ayrılıkçı terör sorununun Amerika istese bile biteceğini düşünecek kadar saf veya kendi ülkemin gücünü ve potansiyelini küçümseyecek kadar komplocu değilim.
Bakın günlerdir Milliyet gazetesinde Fikret Bila'nın kaleminden PKK ile askeri alanda mücadele etmiş, ulusal çapta politika yapımına ciddi etkileri olmuş emekli komutanların sözlerini okuyoruz. Sadece bu sözlerden bile, 'Kürt sorunu' ile ayrılıkçı terör sorununun kısmen iç içe geçmiş şeyler olsalar da ayrı ayrı şeyler olduklarını çıkartabiliriz. Gerek eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman ve gerekse eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Doğan Güreş bu farklılığı neredeyse
açık açık dile getirmişler.
Hâlâ daha 'Kürt sorunu yok, terör sorunu var' dediğinizde, taa en başa geri dönmeyi önermiş oluyorsunuz. Bana göre ancak Kürt sorununun üstüne vardığımızda, onu çözmek için samimi çaba içine girdiğimizde ayrılıkçı terörü gerçekten ve sonsuza dek bitirecek altyapıyı oluşturabiliriz. Yoksa bizim başbakanlarımız daha çok Amerika'ya gider, askerimiz daha çok operasyon düzenler.
Şimdi benim anladığım öyle ya da böyle bir askeri operasyon yapılacak. Zaten eğer varsa tek pazarlık, Türk ordusunun PKK'yı vurması ama Kuzey Irak yönetimini vurmaması üzerine kurulu. Bu kırmızı çizgiyi geçmediğimiz sürece, Türkiye'nin Irak sınırı boyunca, özellikle de sınırın dağlık bölümünde operasyon yapması, hatta belki kalıcı biçimde orada asker bulundurması çok büyük arızalara sebep olmayacak.
Tamam ama bu operasyon, hatta oluşturulabilecek kalıcı askeri yapı bile terör sorununu bir süre için erteleyecektir. PKK'nın büyük şehirlerde yarattığı tehdidi şimdilik görmezden gelsek bile, dağdaki terör sorunu
yüzde yüz bitmeyecektir.
Terörün tamamen bitebilmesi veya iyice marjinalize olabilmesi için gereken şey, Kürt vatandaşlarımıza bu ülkede onların da birinci sınıf oldukları hissini verebilmekten geçer. Bunu aktif biçimde yapamadığımız sürece, federasyon talebi de olacaktır, ayrılık talebi de.
O bakımdan, terörün hafiflemesi, belki Kürt sorununun çözümü için bize zaman kazandırabilir. Yani operasyon hepten gereksiz ve sakıncalı olmayabilir. Ama bir şartla: Eğer kazanırsak, kazanacağımız zamanı iyi kullanmamız gerek.
Türkiye maalesef 1999-2005 arasındaki kocaman altı yılı boşa harcadı.