Laik siyaset yeter mi?

Sadece laikliği savunmak bir partiye seçim kazandırır mı? CHP'ye bakıp yanıtı görebiliriz.

Amerika Birleşik Devletleri'nin laik bir devlet olduğundan kuşkunuz var mı? Benim yok. Amerikan Anayasası'nda laiklik, anayasanın birinci ek maddesinin hemen başında tanımlanmıştır.
Anayasaya göre Amerikan Kongresi, bir din oluşturan kanun çıkaramaz veya bir dini, onun uygulanmasını yasaklayamaz. Hepsi bu kadar, bir tam cümle bile değil.
Bizim Anayasamızda laikliği tanımlamaya yönelik ilk atıf, Başlangıç bölümündedir ve 'O laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı' denir. Sonra 14. maddede Anayasa'da sayılı haklardan hiçbirinin laik Cumhuriyet'i ortadan kaldırmak için kullanılamayacağı hükme bağlanır. Ve son olarak da 24. madde, 'Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir' diye başlar, dini ibadet, ayin ve törenlerin laik devleti ortadan kaldırmak amacıyla yapılanlar dışında serbest olduğunu kayda alır ve 'Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne surette olursa olsun, dini veya dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz' diye biter.
Kabul etmek gerekir ki, bütün bu cümleler, doğrudan veya mefhumu muhalifinden hareketle laiklik ilkesini tarif ederler. Ama bu da yetmez, bizde Anayasa'yı yorumlamaya tek yetkili kurum olan Anayasa Mahkemesi'nin de çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu tanımlar var. Bu tanımların hepsini burada özetlemeye yerim yetmez ama dün bu köşede başladığım konu açısından söyleyeyim, mahkemenin laiklik ilkesini, inançsız veya daha az dindar olanlar üzerinde baskı kurulması ihtimalini yasaklayan, tam tersine bu grupların devlet tarafından korunması gerektiğini emreden yorumları çok sayıda.
Yazının başında Amerikan Anayasası'ndaki yegâne laiklik tarifini vermemin nedeni şu: Bizde yükselen İslamcı akım, esas olarak laiklik ilkesini 'İnancının gereğini serbestçe yaşamak' şeklinde yorumlamak istiyor ve bu yorum da Amerikan tipi laikliğe uyuyor.
Oysa Türkiye'nin laikleri, kendilerini bizim Anayasa Mahkememizin, bizim Danıştay ve Yargıtayımızın laiklik yorumlarında daha güvende hissediyorlar.
Bu sebeple de, herkes laiklikten söz ediyor ama sözü edilen laiklik bir tane değil iki tane ve bunlar da yol açtıkları sonuçlar itibarıyla birbirinden bir hayli farklı.
Peki o zaman dönüp yeniden Amerika'ya bakalım: Orada 'Devletin dine karışmaması' diye tanımlanan laiklik, inançsızları veya daha az dindar olanları koruyor mu, korumuyor mu?
Hem evet, hem hayır.
Evet; çünkü, Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin inançsız veya daha az dindarları koruma yönünde onlarca, belki yüzlerce kararı var. Son olarak benim hatırladığım, federal hükümete ait işyerlerinde dini sembollerin kullanılabilmesine mahkeme 'İnançsızlara veya farklı inançtakilere baskı olur' diyerek izin vermedi, federal görevlilerin üstlerinde veya masalarında görünür biçimde dini sembol bulundurmasını yasakladı. Yani Hıristiyan çalışanlar işyerlerinde haç ve benzeri sembolleri, Yahudiler kippalarını, Müslümanlar türbanlarını takamıyorlar.
Hayır; çünkü, bütün bu koruma çabasına ve yasaklara rağmen Amerika'da yönetimin özellikle siyaset yoluyla daha dindarlaşmasının, bazı eyaletlerin 10 Emir'i kanun haline getirmesinin veya dini gerekçelerle kürtajı yasaklamasının önüne geçilemiyor, inançsız veya daha az dindar olanlar kendilerini baskı altındaki bir azınlık olarak görüyorlar.
Amerika'da uzun yılların gündelik siyasi bir gerçeği olan, çoğunluğun azınlığa din yoluyla baskısı olgusunun şimdilerde Türkiye'de de geçerli olduğunu düşünen, bu sebeple derin endişelere kapılan geniş bir kesim var.
Endişeler olduğuna göre onun gerçekliğini de kabul etmeliyiz. Peki bu endişeleri gidermek için ne yapabiliriz? Birinci ihtimali hemen ortadan kaldırmak üzere yazayım: Demokrasiden vazgeçip baskıcı laik bir yönetim kurabiliriz ama herhalde bunu savunmamı beklemiyorsunuz benden. O yüzden bu ihtimali yok sayarak düşünelim. Böyle yaptığımızda önümüzde tek bir seçenek kalıyor: Siyaset yapmak, bu yolla gücü hissettirmek ve bu yolla dindarların inançlarını kısıtlamadan inançsız veya daha az dindar olanların hayat tarzlarını korumasına yardımcı olmak.
Aslında dün de tam bu noktaya gelmiş ve bırakmıştım. Peki ama sadece laikliği savunmak bir partiye seçim kazandırır mı?
Kazandırmadığını Cumhuriyet Halk Partisi'ne bakarak rahatça görebiliriz.
Bana soracak olursanız Türkiye'nin gerçek muhafazakâr partisi CHP'dir. Neredeyse herşeyi sanki cennette yaşıyormuşuz gibi muhafaza etmeye çalışıyorlar, en çok da laikliği.
Oysa değişimci, ilerlemeci, sosyal adaletçi, demokrat olarak da hayat tarzlarını savunmak mümkün, hatta artık bence yegâne yol bu.
Eğer gündem izin verirse pazartesiden sonra da bu konuya devam edeceğim.