Laikliği Sezer nasıl anlıyor?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Harp Akademileri Komutanlığı'nda kurmay adaylarına hitaben yaptığı veda konuşmasını tahlile devam ediyoruz.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Harp Akademileri Komutanlığı'nda kurmay adaylarına hitaben yaptığı veda konuşmasını tahlile devam ediyoruz. Önce izninizle konuşmadan bir bölümü aynen aktaracağım:
"Atatürkçü Cumhuriyet rejiminin yaşadığı iç tehlikeleri ise uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Bunun için 1930'lu, 40'lı, 50'li, 60'lı yıllara dönmeye de gerek yoktur. Türkiye'de son 15-20 yıldır yaşanan toplumsal gelişmeler, toplumsal ve bireysel yaşamda sergilenen çağdışı görüntüler, dinci fetvalar, saldırılar ve karışmalar, kamusal alanlarda türban kullanılmamasına ilişkin tüm yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, görevi din adamı yetiştirmek olan okulları bitirenler ile tarikat ve cemaat mensuplarının Devlet'in her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır.
Demokrasiyi yanlış yorumlayıp değerlendirenlerin tutum ve davranışlarının en büyük zararının Cumhuriyet'e ve demokrasiye olacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
Türkiye'nin siyasal rejimi, laiklik konusunda duyarlı dengeler üzerine oturtulmuştur. Laiklik, din ve inanç özgürlüğüne indirgenemez. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sosyal, siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal temelinde laiklik ilkesi vardır. Tüm ilke ve devrimler, başka bir deyişle Atatürkçü Cumhuriyet laiklik ilkesine dayanmaktadır."
***
Söze imam-hatiplerle başlayalım. Bunlar da sonuçta 'cumhuriyetin okulları'dır.
Bunları açan ve bu kadar çoğaltan güç, sonuçta bu ülkenin hükümetleriydi. Bütün bu hükümetlerin, 'Cumhuriyete düşman yetiştirmek üzere bu okulları açtıkları' iddia ediliyorsa, sorunumuz çok büyük demektir.
O zaman, bir tarafta her türlü dünyevilikten uzak bir 'cumhuriyet' var, öteki tarafta ise siyasi temsilcileri aracılığıyla her bulduğu fırsatta bu 'cumhuriyet'i yıkmaya başlayan bir millet.
Bir 'cumhuriyet' veya cumhurbaşkanının 'd'sini büyük harfle yazdığı
'Devlet' milletten bağımsız bir şey midir? Milletin o 'Devlet'te hiçbir söz hakkı bulunmamalı mıdır?
Yanlış anlamayın, ben de imam-hatiplerin görevinin din adamı yetiştirmek olması gerektiğini, yani bu kadar çok imam-hatibe gerçekte ihtiyaç bulunmadığına, bu okulların fiilen paralel bir eğitim sistemi oluşturduğunu düşünüyorum, yani mevcut durumdan hiç de memnun değilim. Ama benim memnuniyetsizliğimi gidermenin yolu, benim gibi düşünenlerin iktidara gelmesinden ve imam-hatiplerin sayısını bu yetkiyle azaltmasından geçiyor, başka yerden değil!
Devam edelim... Tam da yukarıda yazdığım cümleler nedeniyle herhalde ben de Cumhurbaşkanı Sezer'in 'demokrasiyi yanlış yorumlayıp değerlendirenler' dediği sınıfa giriyorum. Demokrasiyi başka nasıl anlayabilirim, bilmiyorum. Türkiye'nin hayli sorunlu da olsa 1946'dan beri girdiği çok partili demokrasi yolunu 'karşı devrim' olarak nitelemiyorum, ne yapayım.
Sezer, "Türkiye'nin siyasal rejimi, laiklik konusunda duyarlı dengeler üzerine oturtulmuştur. Laiklik, din ve inanç özgürlüğüne indirgenemez" diyor. İlk cümleye katılıyorum. Bu duyarlı dengeleri hepimizin gözetmesi
gerek ama ikinci cümleye katılmıyorum.
Tam tersine, bence yapmamız gereken laikliğin özüne geri dönmek, laikliğin bir yandan din ve inanç özgürlüğünü güvence altına aldığını söylemek, bir yandan da kamu otoritesinin dinlere ve inançlara karşı mutlak tarafsızlığını sağlamak.
Çünkü, bana öyle geliyor ki, özellikle 28 Şubat'tan beri laikliğin kendisi büyük bir hızla bir dine dönüşüyor, hatta belki dönüştü bile. Bana öyle geliyor ki, laiklik dini, en az İslam dini kadar, hatta belki
daha fazla demokrasinin geleceğini tehdit etme potansiyelini taşıyor.
Eğer bir şeyi koruyacaksak, onun 'demokratik cumhuriyetimiz' olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.
'Demokratik cumhuriyetimiz' laiklik olmadan ve Atatürk devrimleri olmadan
bir anlam ifade etmez. Ama demokrasi yoksa, laiklik ve Atatürk devrimleri de aynı derecede anlamsızlaşır.
Anayasamızda da bu durum bir paket olarak tasarlanmıştır: 'Laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti.' Bunların hepsini aynı anda savunmalı ve korumalıyız.