Lanet yıl sona eriyor

Ülkenin temel problemleri olduğu gibi duruyor. Umarım gelen, giden lanet yılı aratmaz.

Her yeni yıla insan yeni bir umutla giriyor. Biten yılda yapmak isteyip de yapamadıklarını, olmasını istediklerini yeni yılda becerebilmeyi diliyor.
Bir yıl önce bugün bu vakitlerde durumumuz farklı değildi. 2007'den iyi şeyler bekliyorduk hepimiz, bize ve ülkemize iyilikler getirmesini umuyorduk, temenni ediyorduk.
Ama bakın ne oldu, yeni yılın başlamasından sadece birkaç hafta sonra, 17 yaşında bir çocuk, İstanbul'un göbeğinde, sokak ortasında dağ gibi bir adamı ensesinden vurdu, öldürdü. Hrant Dink'i kaybettik.
Yıla böyle başladık. Hrant'ı sadece öldürmekle kalmadık bir de katil zanlısına yakalandığı yerde neredeyse 'kral' muamelesi yaptık. Bilgiler çorap söküğü gibi geldi, Hrant Dink cinayetinin baş azmettiricisi polis ajanı çıktı.
2007 feci bir yıl olarak başladı.
Ve devam etti: Birisi iddia etti ki, Meclis'in Cumhurbaşkanı'nı seçeceği oturumda 367 kişi hazır bulunmazsa Meclis seçimi gerçekleştiremez.
O 367 kişinin ne oy verdiğinin önemi yok yani, yeter ki içeride bulunsunlar.
Bu saçmalık, ülkemizin aylarını esir aldı. Aylar boyunca bu konuyla yatıldı, bu konuyla kalkıldı. Sonunda bütün muhalefet partileri bu garip Anayasa yorumuna destek çıktılar, Meclis'in egemenliğini, yani bir yerde demokrasiyi savunmak da düne kadar 'İslamcı' diye küçümsenen Adalet ve Kalkınma Partisi'ne kaldı.
Türkiye'nin ordusu darbe tehdidinde bulundu, Anayasa Mahkemesi etki altına alındı, hatta anamuhalefet tarafından 'Eğer benim dediğim yönde karar almazsan ülke karışır' denilerek tehdit edildi ve sonunda kargaların bile güleceği bir hukuk skandalına imza atıldı.
Bunun üzerine ülke alelacele genel seçime gitti. Seçim atmosferinde çok ama çok çirkin şeyler yaşandı, olmadık ayıplar yapıldı. Gazeteler haber vermek yerine militan olmayı seçtiler, köşe yazarları analiz ve yorum yapmak yerine köşelerini propagandaya ayırdılar. 30 gün boyunca köşesinden bir partiye neden oy verilmemesi gerektiğini yazan oldu. 30 gün aralıksız.
Çıkıp televizyonlardan bağıranlar oldu, Türkiye'nin battığını, bittiğini söyleyenler oldu, halkı korkutarak kendi siyasi amaçlarının gerçekleşmesini kolaylaştıracağını düşünenler oldu.
Seçim sonuçları belli olduğunda yüzü kızarmayanlar oldu.
Seçim gecesi 'uzlaşma' sözü veren ama sonra uzlaşmak için en ufak bir çaba bile sarf etmeyen bir hükümetimiz oldu.
Hükümetimizin seçimi bir 'yenilenme' fırsatı olarak görmediği, yeniden iktidara gelmesi halinde neleri yapacağına dair en ufak bir hazırlığının bile bulunmadığı, bu yüzden de 'seçimi yeni kazanmış taze hükümet' imajına hiçbir zaman sahip olamayacağı anlaşıldı.
Türkiye yeni bir umut kazanamadı. Türkiye, yıllar sonra ilk kez geleceğe ilişkin umutlarının azaldığı bir yıl yaşadı, o yüzden yeni yıldan da ümitli olamıyor bir türlü.
İnsanlar geleceğe güvenmedikleri, yarının bugünden daha iyi olacağını düşünmedikleri için para harcamayı kestiler, ekonomi yavaşlama eğilimine girdi.
Ülkenin temel siyasi problemleri olduğu gibi ortada duruyor, hiçbir tartışma ilerlemiyor, bir sonuç doğurmuyor.
Kürt sorunu yılın sonunda sadece askeri bir soruna indirgenmiş durumda yeniden, bu da sorunun doğasını ve geçmişini bilenlere çok kötü çağrışımlar yaptırıyor.
Kısacası, 2007 lanet bir yıldı, bitti diye seviniyorum gerçekten. Ve umarım gelen gideni aratmaz.