Liderlerin ip ayıbı

Bizi yönetmeye talip olanlar ellerinde yağlı ilmekle miting meydanına çıkıyor. Bundan daha büyük bir siyasi ayıp ve daha vahim bir amatörlük olmaz.

Türkiye'yi yönetmeye işte bu adamlar talip. Biri elinde yağlı ilmekle miting meydanına çıkıyor, diğeri 'Sen iktidardın, sen niye yapmadın' diye soruyor.
Evet sözü edilen insan, 35 binden fazla insanın ölümünden sorumlu kişidir. Dolayısıyla caniliği konusunda bir tartışma yoktur.
Ama sorun, Abdullah Öcalan'ın asılmasıyla çözülemez, çözülecek olsa idama karşı olmama rağmen ben bile savunurum asılmasını. Öcalan'ı asmak, öc almaktan başka bir anlam ifade etmez. Öc almak zayıfların, kendine güvensizlerin, ahlaksızların işidir.
Öcalan sekiz yıla yakın zamandır hapiste.
Dışarıyla teması minimum seviyede ve hep kontrol altında. Buna rağmen terör devam ediyor, Kürt ayrılıkçı hareketi yerinde duruyor.
Devlet Bahçeli, bugün elinde yağlı ilmekle seçim kampanyası yürütüyor. Bu kampanyanın ona oy kazandıracağı falan yok, hatta tam tersine kaybettiriyor, çünkü Öcalan'ın idamını askıya alan liderler zirvesinin üç üyesinden birinin o olduğu yeniden hatırlandı.
Ama söyleyeyim, Bahçeli o zaman doğrusunu yapmıştı. Türkiye, 2002 Ağustosu'nda idam cezasını kaldırdığında da doğru olan yapıldı. Ardından gelen reform paketlerinde idamın Anayasadan çıkarılması, kanunlardan çıkarılması ve son olarak Avrupa Konseyi'nin ilgili protokolünün kabul edilmesi hep doğru adımlardı.
Bu ortamda Abdullah Öcalan'ın idam edilmesi konusunu seçim vaadi olarak gündeme getirmekten daha büyük bir siyasi ayıp, daha vahim bir amatörlük düşünemiyorum. Aklıma başka kelimeler de geliyor durumu anlatmak için ama onlar bende kalsın.
Türkiye'nin sadece bir ayrılıkçı terör sorunu olduğunu, teröristler ortadan kalkarsa, teröre destek kesilirse, dış dünya bize yardımcı olursa meselenin biteceğini sananlar fena halde yanılıyorlar.
Evet, Türkiye'nin bir ayrılıkçı terör sorunu var, ama bu sorunu besleyen ciddi bir Kürt sorunu da var.
Daha önce defalarca yazdığımı tekrar edeyim: Bütün maharet, Kürt sorunu ile PKK arasındaki mesafeyi açmakta. Yani, terörü ve teröristi izole ederken, halka kötü davranmamak da değil iyi davranmakta, onun sorunlarını çözmekte, onların kendilerini bu ülkede sahiden eşit vatandaş gibi hissetmelerini sağlamakta çözüm.
Belki terör hiçbir zaman bitmeyecek ama o zaman marjinalize olacak, halktan kopacak.
Bugün terör, bölgede halka 90'lı yıllara göre çok daha uzak ama yeterince uzak da değil. Bu uzaklaşma, büyük ölçüde silahların susması ve demokratik reformlar sayesinde oldu. Olağanüstü hâl rejimin kalkması bile başlı başına bir şeydi.
Bölgeye sadece devlet hizmetinin, demokrasinin, bir takım hakların gitmesi yetmez, siyasetin de gidebilmesi gerek. Ama görünen o ki, bölgede Kürt milliyetçisi siyasi hareketle rekabet eden tek siyasi parti iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi. Keşke öteki partilerimiz de, özellikle CHP ve MHP de bölgede varlık gösterebilseler, halkla doğrudan temasta bulunabilseler, oraya hizmet götürmeye talip olabilseler.
Ama bu işler miting meydanlarında ip göstermekle olmaz.