Mübeccel hanım

Dostları 'Beco' dermiş, biz 'Tank' derdik. Sınıfa tank gibi girerdi çünkü ve hiçbirimizden lafını esirgemez, aptallık edildiğini duyduğu anda basardı kalayı.

Dostları 'Beco' dermiş, biz 'Tank' derdik. Sınıfa tank gibi girerdi çünkü ve hiçbirimizden lafını esirgemez, aptallık edildiğini duyduğu anda basardı kalayı.
Bütün öğretmenlerimin üstümde büyük emeği vardır, hepsinin izini taşırım ama Mübeccel Kıray'ın, Türkiye'de modern sosyoloji ve sosyal antropolojinin başlıca kurucusunun yeri her zaman ayrıdır, ayrı kalacaktır.
Açardı derste Hürriyet gazetesinin küçük ilanlar sayfasını ve 'Overlokçu aranıyor' ilanını okurdu, ne zaman bizlerin onun anlattıklarının özünü yeterince kavrayamadığımızı düşünse.
'Nedir overlokçu' diye sorardı hemen? Anlatmak istediği, artık dünyada 'uzmanlaşmış' işçiye duyulan ihtiyaçtı, klasik 'kol işçisi' yoktu veya nesli tükenen bir yaratıktı artık, klasik mavi yakalı-beyaz yakalı ayrımı da bulanıklaşıyordu. (Aradan 27 yıl geçti, bu bulanıklık arttıkça arttı.)
Artık çok daha az yapıyorum ama eskiden otomobille veya otobüsle Anadolu'da dolaşırken Mübeccel hanımdan kalma bir sporu yapardım: Bu köy neden burada kurulmuş, bu kasaba neden burada kurulmuş, bu şehir neden kan kaybediyor, öteki şehir neden insanları kendine çekiyor?
Hepsinin bir nedeni vardı kuşkusuz. O köy oradaydı, çünkü oradan yol geçiyordu. O kasaba oradaydı çünkü akarsu oradan geçiyordu. Kasaba kan kaybediyordu, çünkü akarsu üzerinden yapılan ticaret sekteye uğramıştı. Bu şehir insanları kendine çekiyordu çünkü orada sanayi vardı, insanlara iş ve aş vaat ediyordu.
Her dersi kaçırabilirdim ama Mübeccel hanımın derslerini kaçıramazdım; onun anlattıklarını sünger gibi emiyordum. Hayatımda ilk kez bir 'okul' ortamında güncel bilgiye kavuşuyordum.
17 yaşındaydım o zaman, kendime güven doluydum çok şey bildiğim konusunda ve aslında hiçbir şey bilmediğimi anlamam için Mübeccel Kıray'ın bir dersine girmem yetmişti.
İnsanlık tarihindeki bütün devrimlerin materyalist tarih felsefesinin bize anlattığı devrimler olduğunu sanıyordum. Halbuki gerçekte bütün insanların yaşamını kökünden değiştiren sadece iki devrim olmuştu: İnsanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik düzene geçtikleri yaklaşık 13-15 bin yıl önceki neolitik devrimi ve birkaç yüzyıl önce gerçekleşen sanayi devrimi... (On yıllardır bir üçüncü devrimi yaşayıp yaşamadığımızı konuşuyoruz: Sanayi sonrası toplum, bilgi ekonomisi devrimi...)
Yakın zamana kadarki bir numaralı aşkım olan pozitif bilimlerdeki 'neden sonuç' ilişkisinin sosyal bilimlerde de geçerli olduğuna, üstelik bunun Marks ve Engels'in anlattığı gibi mekanik, neredeyse otomatik bir şey değil de dinamik bir süreç olduğuna onun sayesinde tümüyle ikna oldum. Tarih, sadece büyük adamların ve büyük komutanların yazdığı bir şey değildi, zamanın oku sadece fiziksel olaylar için ileriyi göstermiyor, sosyal olaylar için de aynı yönde hareket ediyordu ve köklü nedenlere sahip olan sosyolojik olaylar sahiden geri dönüşü olmayan süreçleri başlatıyordu.
Mübeccel hanımın başından, bizim siyasi hayatımızın çalkantıları içinde çok şey geçmiş, o da her düşünen insan gibi zaman zaman devletin zulmüne uğramıştı ama hep dik durmayı, bilimini yapmayı sürdürmüştü.
Onun öğrencisi olduktan uzun yıllar sonra, bir bahar sabahı Bebek'te, vapur iskelesinin arkasındaki minik kafede ona rastlayıp saatlerce sohbet edişimi hatırlıyorum. Öyle el öpmek gibi bir âdetim yoktur ama o sabah onun elini öpme isteği içimden geçmişti; çünkü o sohbet Mübeccel hanımın benim düşünme ve sorgulama biçimimi nasıl kökünden değiştirdiğini apaçık bir şekilde gösterdi. Artık pek çok konuda, özellikle de laikliğin korunması konusunda pek anlaşamıyorduk ama bana sosyal olayları başka türlü sorgulamayı o öğretmişti ve bunun da farkındaydı. Aptallık ettim, elini öpmedim, arabasına kadar yürümesine eşlik ettim, vedalaştık.
Sanırım son kez bir yıl kadar önce, onun da Düzenleme Kurulu üyeleri arasında yer aldığı ve benim de o gece konuşmacısı olduğum 'Pera Toplantısı'nda görüştük. Ben uzun uzun, CHP'nin neden ölmüş bir siyasi organizma olduğunu, toplumun aslında sol-sosyal demokrat görüşleri hakkıyla savunan, halka yakın duracak yeni bir siyasi partiyi nasıl ve neden beklediğini, AKP'nin yumuşak karnının neresi olduğunu anlatmaya çalıştım. O ve kadim dostu Necat Erder beni sorularıyla terlettiler ama bana hak vermedikleri hissine kapılmadım.
Türkiye, ülkemiz modern sosyolojisinin ana kraliçesini kaybetti, dün dostları onu toprağa verdi. Bütün sevenlerinin ve öğrencilerinin başı sağ olsun.