Mücadelenin medya cephesi

Son birkaç gündür medya olarak acaba ne kadar bilgi verdik, habercilik yaptık, yaptığımızın ne kadarı duygu satmaktı?

Ne zaman bir terör saldırısı olsa, gazete yöneticileri bazı kritik kararlarla karşı karşıya kalır.
Bizim Radikal'de neredeyse otomatik hale gelmiş bazı reflekslerimiz var. Görece küçük terör eylemlerini hiçbir zaman birinci sayfamızdan haber olarak vermiyoruz. Olayın ölçüsüne bağlı olarak iç sayfalarımızdan haberi yansıtmayı tercih ediyoruz.
Bu tercihin iki temel sebebi var: 1. Terörün propagandasını yapmamak; 2. Okuyucuların moralini bozmamak.
Son olarak İzmir'de bir alışveriş merkezinin yakınında art arda patlayan iki bombayı, olayda bir kişinin hayatını kaybetmesine rağmen birinci sayfamıza koymadık.
Pazar günü PKK'nın Dağlıca saldırısını haber aldığımda ailecek dışarıda sabah kahvaltısındaydık. Gazeteye geldim, o günün akşamüzeri saatlerinde PKK kaynakları ellerinde 8 erin 'esir' olduğunu duyurmaya başlamıştı. Haberi kullanmadık.
Pazartesi günü Genelkurmay Başkanlığı, 8 askerden haber alamadıklarını açıkladığında, haberi ancak o kadar koyduk. Asker isimlerini kullanmadık, çünkü isimler Genelkurmay tarafından doğrulanmamıştı. Ama dün neredeyse bütün gazetelerin isimleri de kullandığını gördüm. Üzülmedim desem yalan olur. Keşke Genelkurmay olayı doğruladığı açıklamasında kayıp askerlerin isimlerini de açıklamış olsaydı.
* * *
Bundan iki hafta önce yine bir pazar gün operasyondan dönen 13 askerimiz şehit olduğunda eleştiri okları televizyonlara yönelmişti.
Biraz da bu eleştirilerin etkisiyle olacak, başta haber televizyonları olmak üzere bütün kanallar ilk andan itibaren 'özel yayın' yapmaya başladılar.
Evet bu sefer eğlence programları vs. yayından kaldırılmıştı ama sarkaç ifratla tefrit arasında gidip geliyordu.
Yani bu sefer de, televizyona çıkan 'uzman'lar, garip garip konuşmalar yapıyor, kimi lafın başını sonunu düşünmeden ve yasalarca suç sayıldığı halde açıkça savaş kışkırtıcılığı yapıyor, kimi ise neredeyse ırkçılığa varan söylemlerle sokaktaki insanları tahrik ediyor, hatta açık açık şiddet çağrısı yapıyordu.
Mesela önceki gün bazı sivil toplum örgütleri terörü protesto eden bir ortak bildiri yayımladılar. Bazı TV'ler bu örgütlerin bazılarının başkanlarını ekrana çıkardı. Normalde 3-5 dakika sürmesi gereken ve bu bildiriyle sınırlı olması gereken sohbet yarım saati bulunca ister istemez örgüt başkanları da çok da üstlerine vazife olmayan konularda da, mesela askeri stratejiler konusunda da, görüş açıklarken buldular kendilerini.
* * *
Bir yerde bir bomba patlaması, bir yerde bir saldırı sonucu masum sivillerin veya güvenlik güçlerinin hayatlarını kaybetmesi elbette haberdir, genellikle çok önemli bir haberdir.
Ama bu haberi verirken bazı ölçütlerimiz olması gerek.
Bana göre ölçütlerin başında, eylemi yapan terör örgütünün propagandasını yapmamak geliyor.
Çünkü o eylem sadece bir öldürme eylemi değil aynı zamanda ülkenin geri kalanının moralini bozmaya yönelik bir propaganda eylemi.
Terörle mücadelenin bir de medya cephesi var ve bu cephede biz gazetecilerin de bazı yükümlülükleri olmalı.
Bunların başında örgüt propagandasını yapmamak geliyor, ardından da moral bozucu olmamak.
Son birkaç günün yayınlarına bu açıdan bakmakta fayda var: Acaba ne kadar bilgi verdik, ne kadar habercilik yaptık, yaptığımızın ne kadarı duygu satmaktı ve sattığımız duygu ne çeşit bir duyguydu?