Muhalefet, Tandoğan'da toplananlara da lazım

Dört yıl önce de Türkiye'nin sorunu muhalefetsizlikti, bugün de öyle... Baykal televizyonda bir kelime olsun iktidar olmaktan söz etmedi. Ve Ankara'da toplananların umudu da Baykal.

Üç gündür aynı konunun etrafında dolaşıyorum. Bugün Türkiye'de genel manada 'muhalefet'i oluşturan iki kümeden, daha doğrusu bu iki kümeye aynı anda mensup olan insanlardan söz etmek istiyorum.
Hatırlayalım, birinci kümemiz, kendisini bu ülkenin ilk ve gerçek sahibi kabul edenler kümesiydi ve varoluşunu 'ayak takımı' veya 'sonradan görmeler' veya 'dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışanlar' diye tanımladığı kümenin antitezi olmasına borçluydu. İkinci kümemiz ise yabancı korkusu ve düşmanlığıyla beslenen zenofobikler kümesiydi.
İki gün önce de yazdım, bir insan hem 'ayak takımı' olup hem 'zenofobik' olabilir, veya tam tersi hem kendini ülkenin sahibi hissedip hem de zenofobik olmayabilir. Elbette bunların tersi durumlar da geçerli.
Burada önemli olan, bugünün canlı ve militan muhalefetini sergileyen grubun, sözünü ettiğim bu iki kümenin ortak mensuplarından oluşması. Zaten bu sebeple tuhaf yatak arkadaşlıkları ortaya çıkıyor. Aslında bir nevi zenofobikler ve ayak takımı partisi olan aşırı sağda yer alan bir partinin zenofobi dozu az veya çok ama esasen ayak takımından nefretiyle tanınan seçkinci kişi ve gruplarla bir araya gelip aynı bildiriye imza atması, benim kümeler analizim açısından hiç de şaşırtıcı değil.
Bu ortak kümenin muhalefet söylemi, ister istemez en fazla mensup oldukları kümenin kendisi kadar olabiliyor. Yani, ortak küme, esasen bir şeye karşı çıkmak, bir şeyin olmaması için bir araya gelmiş insanlardan oluştuğu için, söyledikleri de bu oluyor: Olmasın, yapılmasın, edilmesin, satılmasın, dokunulmasın, değişmesin!
Bir çoğulcu demokraside elbette salt bir şeye karşı çıkmak da bir siyasettir, illa yerine bir şey önermek gerekmez. Ve karşı çıkma hakkı, demokrasiyi demokrasi yapan özelliklerin başında gelir.
Geçen hafta cumartesi günü Ankara'da toplanan devasa kalabalık o bakımdan son derece saygıdeğer bir eylem yaptı, karşı çıktı. Bir demokrasinin böylesi güçlü bir karşı çıkışa kayıtsız kalması düşünülemez. Nitekim o karşı çıkış yankısını da buldu. Tayyip Erdoğan Çankaya'ya çıkmama eğilimine girdiyse biraz da o kalabalık yüzünden bu böyle oldu.
Yalnız bir mesele var: Siyasi partiler, özellikle de muhalefetteki siyasi partiler, siyasi söylemlerini sadece karşı çıkmak üzerine bina edemezler. Gruplar, kişiler veya sivil toplum örgütleri bunu yapabilirler, hatta bunu yapmak demokratik görevleridir belki ama siyasi partiler sadece karşı çıkan organlar olamazlar.
Olduklarında, sonları bizim muhalefet partilerimiz gibi olur:
Tek bir olumlu şey söylemedikleri, potansiyel seçmenlerine hiçbir olumlu gelecek vaat etmedikleri için iyimser ihtimalle yerlerinde sayarlar, çoğunlukla da gerilerler.
Beğenin beğenmeyin, Türkiye'nin gerçeği, seçmene olumlu mesaj veren ve daha iyi bir gelecek vaat eden yegane siyasi partinin Adalet ve Kalkınma Partisi olduğu gerçeğidir.
Bu gerçek, kişisel olarak benim hiç hoşuma gitmiyor ama yapabileceğim hiçbir şey yok, çünkü gerçek.
Dört yıl önce de Türkiye'nin temel sorunu muhalefetsizlikti bugün de öyle. Nitekim daha geçen hafta televizyona çıkan ana muhalefet lideri Deniz Baykal, bir kelimeyle olsun iktidar olmaktan, iktidara gelince yapacakları işlerden söz etmedi, edemedi. Karşı çıkmayı yegâne muhalefet anlayışı saymayı öyle içselleştirmişti ki, bu konuda kendini sorgulamıyor bile Baykal.
Ve geçen hafta Ankara'da toplanan devasa kalabalığın umudu da Baykal!