Münferit olaymış...

Bu olaya 'münferit' demek, 'normal' olduğunu söylemektir. Kafayı kuma gömmektir. "Bu düzeni değiştirmeye gücümüz de yok, niyetimiz de" itirafıdır.

Pazar gecesi İstanbul'da Beşiktaş İnönü Stadı'nda işlenen cinayet önceki
günün başlıca gündemiydi. Futbol Federasyonu, pazartesi günü bütün
kulüp başkanlarının katılımıyla (iki eksik vardı) bir önemli toplantı düzenledi ve toplantıda bir dizi karar alındı.
Kararları daha sonra değerlendiririz, ben toplantı çıkışıyla ilgili bir izlenimi aktarmak istiyorum esas. Dedim ya, gündem bu cinayetti, o yüzden haber televizyonları da federasyondaki toplantıyı canlı yayın araçlarıyla izliyorlardı.
Kulüp başkanlarıyla yapılan toplantı bittikten sonra bir ara Galatasaray
Başkanı Özhan Canaydın ile Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören birlikte kameraların karşısına geçtiler. Daha önce tribün terörü ve taraftar gruplarıyla amansız bir mücadeleye giren ama bu mücadeleyi tam olarak kazanıp kazanmadığı bilinmeyen Galatasaray Başkanı Canaydın, konuşmasında, işlenen cinayetin tribün terörü olmadığını, 'münferit bir olay' olduğunu söyledi. Beşiktaş yönetimi pazar akşamından beri bu görüşü dile getiriyordu zaten.
Şunu demek istiyorlar: Katil zanlısı, işsiz güçsüz, uyuşturucu kullanan, daha önce sabıkaları olan bir kişi. Zaten yanında da bıçak taşıyor. Bu cinayeti bir kahvede, bir meyhanede, bir otobüste ya da trende de işleyebilirdi, ama nedense ve elbette tesadüfen statta işledi.
Yani, Beşiktaş-Rize maçı, İnönü Stadı falan hep kötü bir tesadüf!
Beni hayretten hayrete düşüren şey, Galatasaray Başkanı'nın da aynı görüşte olması. Leeds United taraftarı iki İngiliz'in Galatasaray taraftarı olduğu söylenen kişilerce Taksim Meydanı'nda öldürülmesi de herhalde 'münferit bir olay'dı. Aynen İnönü Stadı'ndaki olay gibi!
Başka herkesten beklerdim, ama gerçekten Özhan Canaydın'dan, bugüne kadar hep bir fair play abidesi olduğunu düşündüğüm, futbol yöneticisi olup
henüz normal ve makulden, terbiye ve nezaketten kopmadığını düşündüğüm
tek insandı Canaydın.
Bu olaylara, 'münferit' demek, onların 'normal' hatta 'sıradan' olduğunu söylemektir. Yani, kafayı kuma gömmek demektir. Veya, bir itiraftır, "Bizim bu düzeni değiştirmeye gücümüz de yok, niyetimiz de" demektir.
Gazetem Radikal ve kişisel olarak da ben bu köşede, önceki akşam bütün kulüp başkanlarının onayıyla alınan o kararların, en çok da 'Stada kapasitesinin üstünde seyirci alınmayacak, maç oturularak seyredilecek' diyen kararların takipçisi olacağız. Birinci Lig'de oynanan her
maçta tribünleri fotoğraflayacağız ve merdivenlerin gözüküp gözükmediğini kontrol edeceğiz.
Benim görüşüm, bu kararın en fazla üç hafta uygulanabileceği. Bu kararı
ilk delenler de, eminim İstanbul'un üç büyük kulübünden biri olacak. Bakalım, statta merdivenler görülmüyor diye maçı oynatmak istemeyen bir hakem çıkacak mı? Eğer çıkarsa o hakemin başına neler gelecek?
Fenerbahçe, onca para harcayıp onca kavga ettikten sonra yeni stadında ancak tek bir tribünü, maratonu bu 'tribün liderleri'nin, o kulüp rantıyla geçinen çapulcuların elinden kurtarabildi. Kale arkası tribünleri hâlâ kurtarılmayı ve normal seyircileri bekliyor. Galatasaray'da durum öyle vahim ki, elinde biletiyle 80 bin kişilik Olimpiyat Stadı'nın kapısından dönenleri biliyorum ben.
Beşiktaş ise biliyorsunuz geçen sezon stadın hiç değilse bir tribününü kurtarmayı denedi, sonunda başkan istifa etmek zorunda kaldı, tribünü o taraftar grubuna iade etme sözü veren aday da seçimi kazandı. Durum bu yani.
Kimse bana münferit olay palavraları sıkmasın. Bıçaklama olmasa ezilme olacaktı, oluyordu zaten. Kapalı tribün fotoğraflarına bir bakın, orası sağlıklı bir maç seyretme yeri olabilir mi? Oradan canlı çıkmak bir mucize.