Mustafa Taşar

Bundan 12 yıl kadar önce, o zamanlar Anavatan Partisi'nde milletvekili ve genel başkan yardımcısı olan Cem Kozlu'nun makam aracında, Mesut Yılmaz'ın bir siyasi <br>gezisindeydim.

Bundan 12 yıl kadar önce, o zamanlar Anavatan Partisi'nde milletvekili ve genel başkan yardımcısı olan Cem Kozlu'nun makam aracında, Mesut Yılmaz'ın bir siyasi gezisindeydim. Araçlar, Trakya'nın daracık köy yollarında inanılmaz bir süratle ve inanılmaz tehlikeli biçimde gidiyordu.
Aracın içinde en az benim kadar tedirgin oturduğunu gördüğüm Cem Kozlu, "İşte" dedi, "Siyasetin en büyük iki riskinden biri:
Trafikte ölme tehlikesi."
Trafik, sadece siyasetçiler için değil hepimiz için en büyük, en önemli risk. Trafik kazalarında kaybettiğimiz canların sayısı başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar yüksek. Son kurbanlardan biri de eski bir ANAP'lı, Mustafa Taşar oldu, onu dün toprağa verdik.
Taşar, epeydir doğru dürüst görüşemiyor olsak bile sevdiğim siyasetçilerden biriydi. Bir kere çok renkli bir kişilikti. Sonra damardan siyasetçiydi.
ANAP'ın kuruluşunda önemli roller almıştı.
O dönem, yeni kurulan siyasi partiler, askeri yönetim tarafından çok kısa bir zaman içinde ülke çapında örgütlenmeye mecbur bırakılmıştı. ANAP'ı Turgut Özal'la birlikte kuran ekip daha birinci günden Türkiye'nin dört bir yanına yayılmış, gittikleri illerde il ve ilçe teşkilatları için adam aramaya başlamıştı.
Biliyorsunuz ANAP, 'dört eğilimi birleştirme' iddiasındaydı. Yani, merkez sağ, merkez sol, İslamcı ve milliyetçi siyasetleri aynı parti çatısı altında buluşturmayı hedefliyordu.
Tabii kurucu liderin belki samimi hedefi buydu ama illere dağılan örgütçüler sonuçta kendi siyasi eğilimlerine yakın isimlere il ve ilçe örgütlerini teslim ediyordu.
Bir sefer, şimdi o da rahmetli olan Veysel Atasoy ve Mustafa Taşar'ın ağzından dinlemiştim. Diğer illerde İslamcı ağırlığının oluşmaya başladığını fark eden ikili, gittikleri illerde ilk iş olarak o şehrin veya yörenin en görünür meyhanesine oturup iki kadeh içki içiyorlardı. Böylece İslamcıların ANAP'tan uzak duracaklarını düşünüyorlardı.
Taşar'ın böyle renkli o kadar çok hikâyesi vardı ki, sırf benim bildiklerimi anlatmaya bile bu gazetenin sayfaları yetmez.
Taşar her iyi siyasetçi gibi, kavga etmesini de, barışmasını da iyi bilenlerdendi. Onun Tarım Bakanlığı döneminde bir seferinde telefonda iki saate yakın tartışmış, hatta en sonunda kavgaya başlamıştık. Benim bir yazımdan memnun değildi. Ama bu konuşmanın hemen ertesi sabahı gönlümü almasını bildi, yanında getirdiği antepfıstıklarıyla ve anlattığı fıkralarla her şeyi yumuşattı.
Taşar'ın en güzel hikâyelerinden biri, 1997 sonlarında fıstık fiyatlarıyla ilgili verdiği mücadele sırasında yaşananlardı bence. Fiyatı dönemin Sanayi Bakanı Yalım Erez açıklayacaktı ama kabinenin Gaziantepli üyeleri, başta Taşar olmak üzere Erez'e acayip baskı uyguluyorlardı. Bir seferinde bu pazarlıklar onlarca gazetecinin önünde yapılmıştı ve bunu fark eden Taşar, fıstık fiyatındaki her ekstra bir milyon lira için bizlere dostça rüşvet önermişti. Şakaydı elbette. Taşar benim tanık olduğum kadarıyla her yaptığını belli bir sevimlilik içinde yapardı.
Son dönemde en büyük oyuncağı kendi adına açtığı internet sitesiydi. Milletvekili olmasa da, o siyaseten uzak durmuyor ve bütün gayretiyle bir şeyler yapmaya çalışıyordu.
Açıklaması zor bir trafik kazasına onu da kurban verdik sonunda. Bizim trafik kültürümüz böyle kalmaya devam ettikçe daha çok kurbanlar vereceğimiz de anlaşılıyor.
Taşar'a Tanrı'dan rahmet, kalanlara da sabırlar dilemekten başka bir şey gelmiyor elden.