Normalleşmeye doğru

Askerin 27 Nisan bildirisi, darbe habercisiydi. AKP'nin seçimlerde aldığı yüzde 47 oy bunu erteleyecek mi, göreceğiz.

Beklenen oldu, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına adaylığı resmiyet kazandı.
Eğer siyaset normal mecrasında akacaksa, eğer siyasete bu saatten sonra demokrasi dışı dayatmalar veya açık müdahaleler olmayacaksa, Gül'ün en geç 28 Ağustosta cumhurbaşkanı olarak seçileceğini, hemen o gün yemin edip görevi Ahmet Necdet Sezer'den devralacağını düşünmeliyiz.
Ama burası Türkiye ve bu ülkede cümlelerin arasına kıstırılan o 'eğer'ler ve 'ama'lar insanın kalbini fena halde sıkıştırır.
Bana soracak olursanız, 27 Nisan akşamı Abdullah Gül'ün olası cumhurbaşkanlığı ile ilgili olarak yayımlanan Genelkurmay bildirisi, gelecekte yapılacak askeri darbenin habercisiydi.
Yüzde 47 oy bu darbeyi erteler mi ertelemez mi, onu hep birlikte göreceğiz.
Bir başka şeyi daha gördük ve görmeye devam edeceğiz: Türk siyasetçisi, demokrasi söz konusu olsa bile, kendilerine hayat veren bu ortamı savunmak için olsun bir araya gelemiyor, askeri darbe ihtimalinin açıkça konuşulduğu ülkede 'Bu devirde darbe marbe olmaz' demiyor, diyemiyor.
Pek çok kişiye göre, ki bunların arasında samimi olanlar da var, bir askeri darbe ihtimalini önlemenin yegâne yolu Abdullah Gül'ün adaylıktan feragat etmesi, onun yerine Köksal Toptan tipi 'gerilim yaratmayacak' herhangi birinin cumhurbaşkanı seçilmesiydi, dolayısıyla Gül'ü adaylıktan çekilmeye zorlayamayan Recep Tayyip Erdoğan rejimin geleceği üzerinde bir kumar oynadı.
Ben kimsenin, 'Asker de darbe yapmasın' dediğini, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni bu 'hak'larından 'feragat etmeye' veya 'şövalyelik yapmaya' çağırdığını duymadım, okumadım.
Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri yürüten, dünyayla her bakımdan ama en çok da askeri bakımdan entegre olmuş bir Türkiye'de bu zamanda 12 Eylül benzeri bir darbe olacağına inanmıyorum.
Ama olursa, zaten düdük çalınmış, demokrasi oyunu tatil edilmiş olur, o yüzden bunu konuşmak anlamlı değil.
Gül'ün cumhurbaşkanı olması, Türkiye'de rejimin normalleşmesine, demokrasinin bir serbest yarışma olarak tek geçerli düzen olduğu inancının yerleşmesine yardımcı olur.
Gül'den ve esas olarak da Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından memnun olmayan çok geniş kesimlerin varlığı tartışmasız bir gerçek. O kesimlere düşen görev, bir sonraki seçime hazırlanmayı şimdiden başlatmak ve bir sonraki seçimi kazanarak iktidara gelmeye çalışmak olmalı. Çünkü bu ülkede iktidara gelmenin yegâne yolu bu olmalı artık.
Çünkü seçimler kaybedildiği gibi kazanılır da.
Burada bir ümidimi de aktarmam gerek: Umarım Türkiye, Gül'ün seçilmesinden sonra nezaketini korur, ona ilişkin eleştirilerini yeri geldiğinde acımadan yapmakla birlikte, Gül'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından göreve seçilmiş meşru cumhurbaşkanı olduğunu hiç unutmaz ve buna uygun davranır.