Ölüm dili her yeri kapladı

Terör belasından bir an önce kurtulmalıyız, ama kontrolsüz öfkemizle kendimizi terörün de tam istediği türden bir belanın içine sokmaya<br> çalışıyoruz.

Pazar sabahı Murat Yetkin arayıp Dağlıca'da 12 şehit olduğunu haber verdiğinde bir süre nefessiz kaldım.
12 can. Elbette ateş düştüğü yeri yakıyor ama bu ateş çok, gerçekten çok uzun zamandan beri yanıyor, o yüzden değip geçmediği, yakıp tarumar etmediği yerimiz de kalmadı galiba.
Haberi aldığımda bir lokantadaydık, etrafımızdakiler de duydu, eşim de. Herkesin gözünde bir üzüntü ve eşzamanlı olarak da bir öfke dalgasını görmedim desem yalan olur.
Anlaşılan bu 'öfke' hali çok yaygın. Daha o günden başlayarak Türkiye'nin dört bir yanında sokak gösterileri başladı, PKK ve terör lanetlendi. Gösteriler hâlâ da sürüyor.
Tabii teröre öfke duyulması, bu öfkenin de barışçı bir biçimde dışa vurulması her bakımdan çok iyi.
Ama maalesef daha ilk günden itibaren bizim öfkemiz pek de barışçı biçimde dışa vurmadı kimi yerlerde.
Pek çok şehirde ve ilçede öfkeli kalabalıklar PKK'ya yakın gördükleri Demokratik Toplum Partisi binalarına yöneldi, yer yer polis bu kalabalıkları güçlükle kontrol edebildi, bazı yerlerde de edemedi, binalar darmadağın edildi.
Bir büyük kentimizde bir Kürt kökenli vatandaş tarafından işletildiğine inanılan bir market tarumar edildi ve yağmalandı.
Malatya'da, Dağlıca'da 12 şehit haberini duyduktan sonra herkesin ortasında 'İyi olmuş' dediği söylenen gençler dövüldü. Sahiden 'iyi olmuş' demişler miydi, bunların söylendiğini kulağıyla duyan olmuş muydu, hâlâ bilinmiyor ama kalabalıkların öfkesi dinmek bilmiyor.
Yeri gelmişken söylemek gerekir; kitleler uzun zamandan beri sokağa çıkmaya teşvik ediliyor, onların içlerinde öfke biriktirmeleri isteniyordu. Geçmişte kitleleri bu yönde teşvik eden açıklamaları, bildirileri yok sayamayız.
Ama şimdi anlaşılıyor ki, bu tehlikeli bir silahtır, en büyük tehlikesi de kontrol edilemez olmasından kaynaklanır. O yüzde taa pazar gününden beri muhtelif seviyede 'devlet büyükleri' kalabalıkları 'itidalli' olmaya çağırıyorlar. Devletimiz, ansızın Sivas, Çorum ve Kahramanmaraş olaylarını hatırladı.
Sokakta, internette klavyesi başında veya daha vahimi televizyonda mikrofon önünde insanlar ölümden, öldürmekten, savaştan çok ama çok kolay söz ediyorlar. Bu zehirli kelimelerin ağızlardan bu kadar kolay, bu kadar fütursuzca çıkmasını izlerken insan donup kalıyor.
Biz pazar günü hayatını kaybeden evlatlarımıza mı üzüldük ve onların ölmelerine mi öfkelendik, başka bir şeye mi?
'Gidelim, Barzani'ye ceza verip dönelim' deniyor. Kim gidecek verecek cezayı?
O uçağın pilotunu kim yollayacak sonunda belki de ölmek olan bir göreve? O operasyona binlerce askeri, belki de öleceklerini düşüne düşüne kim yollayacak?
O fütursuz konuşmaları yapanlar, o yazıları yazanlar mı?
Şu sıralar Atatürk'ün moda olan bir sözü var: 'Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır.' Elbette öyledir ama Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyup konuşun: Türkiye PKK terörü tarafından çok daha kötü durumlara sokulmuşken yapılmayan konuşmaları şimdi yapmanın, o zaman söz konusu olmayan paniği şimdi yaşamanın âlemi var mı?
Hatırlamıyor musunuz, bir zamanlar ülkemizde girilemeyen yerler vardı, silahlı ve zırhlı araçlardaki askerlerin bile gece geçemediği anayollar vardı, gece yarısı evlerinden alınıp bir daha cesedi bile bulunmayan vatandaşlarımız vardı, günde 24 saat çalışan işkencehaneler vardı, anne karnında öldürülen bebekler vardı, okulları yakanlar vardı...
Demiyorum ki bugünkü halimize şükredelim; hayır, terör belasından bir an önce kurtulmalıyız. Ama farkında değil miyiz, kontrolsüz öfkemizle kendimizi terörden bin beter ve aslında terörün de tam istediği türden bir belanın içine sokmaya çalışıyoruz bugünlerde.
Vakit tam da herkesin ağzından veya kaleminden çıkanı insan kulağıyla duyması gereken vakit.