Operasyon: Gerçeğe dönüş

Beyaz Saray'daki görüşmenin bize yansıyan tarafı, Bush'un operasyona karşı çıkmadığıdır.

Bundan bir süre önce üst düzey bir güvenlik yetkilisiyle sohbet ederken, o günlerde dilden dile dolaşan bir senaryoyu anlatıp tepkisini anlamaya çalışmıştım. Senaryoya göre, Türk savaş uçakları Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentindeki Mesut Barzani'nin karargâhının yakınındaki boş bir alana bir bomba bırakacak, bununla eşzamanlı olarak da Ankara'da bir açıklama yapılacak ve 'Bu bombayı biz attık. Yanlışlıkla da değil, bilerek attık ve kimsenin zarar görmemesini sağladık. Ama Barzani, PKK'yı korumaya, onu engellememeye devam ederse bombanın da devamı gelir' denilecekti.
Güvenlik yetkilisi beni neredeyse ifadesiz bir yüzle dinledi ve sonra da sordu: 'Irak hava sahası kimin kontrolünde? Amerika'nın. Ya bizim uçağımız Amerikan uçağıyla karşılaşırsa? Ne yapacağız, geri mi döneceğiz, hedefe gitmeye devam mı edeceğiz?'
* * *
Bu sohbet yapılırken daha tezkere çıkmamış (ama Meclis'e gönderme kararı alınmış) ve Dağlıca'da 12 askerimiz şehit olmamış, 8 askerimiz kaçırılmamıştı.
Daha sonra Dağlıca olayı oldu, belki benim anlattığım ve aslında dilden dile dolaşan senaryoyu duyduğu için belki duymadığı halde Hürriyet'te Ertuğrul Özkök benzer bir görüşü ima edip Barzani'ye 'Ya komşumuzsun ya hedef' diyen yazıyı yazdı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da Özkök'ü arayıp 'İşte budur' dedi, hatta CHP lideri Deniz Baykal, 'Türkiye'nin politikası bu olmalıdır' diye konuştu.
Bütün bunlar yazıldı ve konuşuldu ama o üst düzey güvenlik yetkilisinin sorusu hiç sorulmadı. Barzani'ye karşı bir 'tedip' (cezalandırma) operasyonundan söz edenler, bu cezanın nasıl verileceği üzerinde durmadılar.
Acaba o cezayı vermek, 'savaş ilanı' sayılır mıydı? Acaba o cezayı Amerika'nın açık veya üstü örtülü onayı olmadan verebilecek imkân ve kabiliyete sahip miydik? Devletler böyle intikam hisleriyle hareket eder miydi? Biz eder miydik? Etmemiz doğru olur muydu? Doğru olsa bile önce 'düşman'ı izole etmeye, dünyada yalnızlaştırmaya çalışmak daha iyi olmaz mıydı?
Bütün bu soruların neredeyse hiç sorulmadığı, o yüzden de gazete ve televizyonlarda reel politiğin değil de hamaset dolu hayallerin konuşulduğu bir 15 gün geçirdik ve sonunda gerçeklere döndük.
* * *
Daha Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Amerika'ya doğru yola çıkmadan önce, Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates'in 'İstihbaratı paylaşacağız' demesiyle bence Amerika'nın sadece PKK hedeflerine yönelik bir operasyona yeşil ışık yaktığı, hatta belki Türkiye'yi buna teşvik ettiği anlaşılmıştı.
Başbakan Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüşmesi bu durumun teyidi oldu bir anlamda. Muhalefet ne diyor olursa olsun, Erdoğan-Bush görüşmesinin bize yansıyan tarafı, iki liderin operasyon konuştuğu ve Amerikan Başkanı'nın Türkiye'nin PKK hedeflerine yönelik bir operasyona karşı çıkmadığıdır. Aynı Amerika düne kadar, Türkiye'nin olası operasyonunun Irak'ın istikrarını bozacağını, o yüzden arzu edilmediğini söylüyordu.
Kurulan üçlü askeri mekanizma bir danışma mekanizması değil, operasyonel bir mekanizma. Önceki akşam telefon sohbetinde Murat Yetkin'in yerinde deyişiyle, Türk ordusu ile Amerikan CENTCOM'un (Merkezi Komutanlık) arasını Pentagon bulacak. Yani, diyelim Türk F-16'ları Irak sahasını ihlal edecek ve belirli hedeflere gidecek, bunlar için Amerika haberdar edilecek, böylece istenmeyen karşılaşmalar olmayacak. Aynı şey Türk helikopterleri için de geçerli elbette.
Başbakan Erdoğan'ın sivil kayıplar olmaması için hassasiyet gösterileceğini özellikle vurgulaması, olası operasyon veya operasyonların Irak'ta ne kadar derine inileceği konusunda belli bir sınır getiriyor aslında. Ve bu gelişmelerde Barzani'nin rolünü de belirliyor: PKK'lıların sivillerin arasına karışmasını engellemek!
Bu kış ve önümüzdeki bahar PKK için zorlu bir dönem olacak. Tabii Türkiye için de... Dağda sıkışacak, belki geniş çaplı imha tehlikesiyle karşılaşacak olan PKK hırçınlaşabilir, şehirlerde kanlı eylemlere girişebilir, polis de bunun için uyanık olmalı.