Operasyonun anlamı ve devamı

Kürt kökenli vatandaşlarımız açısından baktığımızda, terör örgütü bir yol ayrımında.

Türk Silahlı Kuvvetleri, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısından sonra uzun yılların en kapsamlı hava harekâtlarından birini gerçekleştirdi ve sınırın Irak tarafındaki PKK hedeflerini bombaladı. Savaş uçaklarının ardından, görece sınıra daha yakın bölgeler için uzun menzilli toplar devreye girdi, onlar da benzer ve aynı hedefleri vurdu.
Operasyonla, belirlenen askeri hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını, hedeflenen başarının ne kadarının elde edildiğini henüz bilmiyoruz, önümüzdeki dönemde öğrenip öğrenmeyeceğimizi de bilmiyoruz açıkçası. Ancak her operasyon gibi bu yapılanın da hem askeri hem de siyasi hedefleri vardı, siyasi hedefe büyük ölçüde yaklaşıldığını şimdiden söyleyebiliriz.
Neydi o siyasi hedef? Her şeyden önce PKK'nın bölgede yalnız bırakılmasıydı. Baktığımızda, PKK'yı vurmak için gereken istihbaratı ve hava geçiş iznini Amerika'nın verdiğini görüyoruz. PKK eskisine oranla çok daha yalnız demektir artık. Yine baktığımızda Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin operasyonu önlemek için bir şey yapamadığını, operasyondan haberinin olmadığını ve operasyon sonrasında da yapmak zorunda olduğu açıklamalar dışında daha sert veya kışkırtıcı söylemlere girmediğini görüyoruz. Bu anlamda da PKK geçmişe oranla çok daha yalnız.
Bunun yanı sıra dünyanın operasyona tepkisinin de çok sınırlı olduğunu, gösterilen bütün tepkilerde Türkiye'nin terörle mücadele etme hakkının bulunduğunun hatırlatıldığını görüyoruz. Bu anlamda demek Türk diplomasisi de son birkaç ayda dünyayı ikna etmekte çok başarılı işler yapmış.
Ama tabii bu saydığım başarılar Türkiye açısından 'stratejik zafer'ler değil, 'taktik zafer'ler.
Bana göre Türkiye açısından stratejik zafer, Kürt ayrılıkçı terör hareketinin tümüyle ortadan kalkması veya hesaba katılmayacak kadar marjinalleşmesi olacaktır.
Bu stratejik hedefi herkes paylaşıyorsa, meseleye o hedef açısından ve bugün o hedefe olan uzaklığımız veya yakınlığımız açısından yeniden bakmakta fayda var.
Bu sorun, ya PKK'nın kendi kendini tasfiyesi ve her neyi dile getiriyorsa onu siyasi kanallardan dile getirmeye başlamasıyla sona erecek veya PKK'nın marjinalleşmesi, ciddiye alınmayan bir aktöre dönüşmesi yoluyla. Üçüncü bir yol yok.
PKK'nın haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt kökenli vatandaşlarımız açısından baktığımızda, PKK bir yol ayrımında: Ya sorunun bir parçası ya da çözümün.
Türkiye geneli açısından baktığımızda, bu saatten sonra PKK'nın kendini 'çözümün parçası' kılması imkânsız gibi bir şey.
O halde, askeri anlamda, işin güvenlik boyutuyla bu mücadele devam edecek. Ama bu yetmez. Teröristle olduğu kadar o terörü ortaya çıkaran veya sıradan genç insanların kolayca teröriste dönüşmesine imkân tanıyan yapının da Türkiye'nin 'mücadele gündemi'ne gelmesi gerek. Yani ekonomik ve sosyal önlemlerin Türkiye'nin sivil güçleri tarafından acilen devreye sokulması, özgürlükler ortamının parlamentonun alacağı kararlarla pekiştirilip derinleştirilmesi ve genişletilmesi, eşitliği bozucu uygulamaların birer birer ortadan kaldırılıp vatandaşla PKK arasındaki mesafenin açılması gerekiyor.
Türkiye'nin orta ve uzun vadeli stratejisi bundan başka bir şey olamaz. PKK sorunundan kurtulmanın yolu Kürt sorununu hafifletmekten geçiyor.
Başarılı askeri operasyonun devamı mutlaka Kürt sorununu hafifletici önlemlerle gelmeli.